Yüzlerce tanımı yapılan halkla ilişkiler, ya göklere çıkarıldı ve işletmeleri başarıya götüren tek neden olarak anlatıldı ya da bilinç yönetimi olarak işletmelerin çıkarları üzerine yapılanan bir strateji olarak eleştiri oklarının hedef tahtası haline getirildi….
Oysa her iki yaklaşıma da aynı mesafede durmak ve eleştirilmesi gerekenin halkla ilişkiler değil, yapılan uygulamalar olduğunu düşünmek, daha doğru yargılara giden yolun başlangıcıdır.
Tabii ki halkla ilişkiler, işletme açısından itibarı yönetmek ve kara dönüştürmekte önemli bir destektir, ama yönetim felsefesi üzerine yapılanan ve yönetsel bir boyutu olan iletişim stratejisi olarak halkla ilişkiler, yönetim felsefesinin ne olduğuna bağlı olarak sorgulanmalıdır.
Zira iletişimle yaşam bulan halkla ilişkiler alanında, meslek ahlak ilkelerinin uygulanabilirliğinden söz edebilmek için bile, medya, kurum ve halkla ilişkilerden oluşan üçlü sac ayağının her birinin etik kodlara aynı duyarlılığı göstermesi beklenir.
Aslında halkla ilişkiler uygulamalarının sütten çıkmış ak kaşık olduğunu savunmak objektifliğin ne kadar uzağında ise, disiplinin bir bilinç yönetimi olduğu yaklaşımıyla tamamen reddedilmesi de bir o kadar yanlıştır. …Öyleyse halka ilişkilerin gücünün farkına varılmalı ve uygulamalar sadece işletmelerin faaliyet alanına sıkıştırılmamalıdır.
Ülkeler de stratejik hedeflerini gerçekleştirebilmek, kimliklerini oluşturabilmek ve koruyabilmek iç ve dış dünya kamuoyuna kendilerini anlatabilmek için iç ve dış politikaları üzerine yapılanan iletişim stratejilerini oluşturmak zorundadır.
Günümüzde ülke itibarları, itibar katsayıları tartışılıyor ama Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda yeni kimliği, tüm dünya kamuoyuna anlatmak konusunda izlediği iletişim stratejisi, bugünün alacağı dersleri ortaya koyuyor. Ve kültürden yola çıkan kimlikle devam eden yolculuk Genç Cumhuriyet’i imajın sonunda itibara götürüyordu.. Çünkü benimsenen strateji yönetim anlayışıyla bütünleşmeli, hiçbir şey gösterilen olmamalı, kimlik ve imaj örtüşmeliydi..
Bu anlayışla, kendini dünya kamuoyuna anlatma çabası içerisine giren, kurumların da iletişim stratejisinin temel taşı olduğunu bilen Atatürk önderliğinde, bir yandan ekonomik, yönetsel ve sanatsal girişimler, diğer taraftan yeni ulusal kimliğin imajını oluşturan bileşenler olarak Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Devlet Demir Yolları, Eti Bank, Sümer Bank, Etnoğrafya Müzesi kuruluyordu.
Atatürk’ün Ankara’da bir Hitit Müzesi’nin açılmasını istemesi üzerine 1923 yılında kurulan ve 1967 yılında Anadolu Medeniyetleri Müzesi olarak yeniden düzenlenen Ankara Arkeoloji Müzesi ise ne kurulma nedenleri ne de ismiyle bir tesadüf olarak asla düşünülemez… Gerek yönetsel, gerekse onun üzerine yapılanan iletişim amaçları bugün bile üzerinde konuşulması gereken iletişimin gücünün keşfedilmişliğinin en başarılı örnekleridir.
Hele 1926 yılında Ticaret Bakanı Ali Cenani tarafından Meclis gündemine getirilen Karadeniz Gemisi’nin yolculuğuyla Genç Cumhuriyet’i tanıtma ve ekonomik ilişkileri oluşturma ve güçlendirme projesi ancak yönetim ve ona eşlik eden iletişim stratejiyle start alabilirdi. Öyle de oldu.. Türk çinisi, Türk Lokumu, tütünü, Hereke kumaşları, kehribar ve Sanayi Nefise öğrencilerinin eserleri, Genç Cumhuriyetin batıya dönük yüzünü temsil edenler ve Riyaset-i Cumhur Orkestrası’yla Türkiye’den yol alan bu dahiyane projenin kahramanı “Karadeniz Gemisi”, 86 günün sonunda 12 ülke ve 16 limanı ziyaretinin sonunda pek çok kazanımla birlikte ülkeye döner.
Vizyonu geniş yönetim ve iletişim stratejisinin bir bileşkesi olan bu unutulmuş ama çok anlamlı proje, Garanti Bankasının sponsorluğunda, Cumhuriyet Tarihi bilincimize ve halkla ilişkiler tarihimize kazandırıldı. Karadeniz Gemisi’nin yolculuğu kadar sponsorlukla gün ışığına çıkarılması projesi de ancak iletişimin ve sosyal sorumluluğun anlaşılmış olmasıyla olanaklıdır.
Kurumsal vatandaşlık kavramına vurgu yapan, tarih bilincini uyaran bu kurumsal sosyal sorumluluk örneği, halkla ilişkilerin önemine ve gücüne bir kez daha dikkatleri çekerken, disipline yöneltilen eleştirileri de adeta insafa davet ediyor.
Gerek 81 yıl öncesinin, gerekse günümüzün bu büyük iletişim projesi, Karadeniz “Seyr-i Türkiye”, halkla ilişkiler yerine uygulamaları değerlendirmenin, disipline objektif yaklaşımın temel taşı olacağını anlatıyor…







“Yönetim, İletişim ve Vizyon” için 0 Yorum yapılmış.