PR’ın kanayan yarası!

“PR’cılar Artık gazetecileri ajansın tedarikçisi gibi algılamayı bırakıp  müşteri olarak algılamaya ve davranmaya başlamalı”

Marketing Türkiye dergisi geleneksel olarak,  iletişim sektörü için hayati önemi olan konuları kapağına taşır ve enine boyuna tartışır. Geçen sayısında da kapak başlığı “Anlaşamayan ortaklar: Gazeteci ve PR’cılar” idi.  (İletişimin iki alanında yer alan iletişimcilerin ileşiminde yaşanan sıkıntılar.!) Konuya belki biraz dışarıdan (iletişimci gözüyle!) bakmak gerekirse; Gazeteciler ve PR’cılar arasındaki çekişme bence sorun olmaktan çok sonuç niteliğinde.  Kutuplaşma ve suçlamalar PR’cıların gazetecileri nasıl konumlandırmaları gerektiğini bilememelerinden kaynaklanan ve aslında halkla ilişkiler alanında faaliyette olanların yeterliliğine ilişkin sektörün en temel  sorununda gizlenen bir sürecin  sonucu. 
İşimiz medya ilişkilerini yönetmek değil mi?
Evet, halkla ilişkilerci olarak kurumumuz ya da danışmanlık verdiğimiz kurum adına medya ilişkilerini yönetmeye talip değil miyiz? Hangi ülkede ve hangi koşulda olursa olsun işimizi yapacağız. Medyanın dinamiklerini ve ihtiyaçlarını kavrayıp ona göre hazırlanacağız. Gazetecileri suçlayarak sağlıklı yürütemediğimiz medya ilişkilerine mazeret arayarak nereye varabiliriz ki? Gazetecinin ihtiyaçlarını ne derece biliyoruz? Onların ihtiyaçlarını karşılıyabiliyor muyuz? Gazetecilerle empati kurabiliyor muyuz? Aslında ilişkilerimizde ya biz bilgi aktarmaya çalışıyoruzdur ya da basın bizi ilgilendiren bir konuda bilgi topluyordur.
Öncelikle bizim bilgi aktarmaya çalıştığımız, haber olmak istediğimiz, basın bülteni gönderdiğimiz, durumu incelersek; gazeteci için en önemli faktör bültenin haber değeri taşıyıp taşımadığı değil mi? Bunu bilmeyen yok ama neden haber değeri olmayan, yayınlanmayacak, yayınlansa bile istenilen etkiyi bırakmayacak bültenler hazırlanıp servis edilir hiçbir zaman anlayabilmiş değilim.  Peki, şimdi de basının bizden bilgi istediği durumu inceleyelim, gazeteci haber yaparken zamanla yarışmaz mı? Gazeteciye geri dönerken en azından patronumuza ya da müşterimize gösterdiğimiz hızda dönmemiz gerekmez mi? Gazeteciye tatmin edici cevaplar vermediğimizde farklı kaynaklara yönelmesini eleştirebilir miyiz?
Bir örnek!
Her ay bu köşede bu ayki yazımdan farklı olarak iletişim alanından örnekler üzerinden yorum yapar ve farklı bakış açıları sergilemeye çalışırım. Her yazıda da yazının okunurluğunu arttırmak için konuyla ilgili bir görsel kullanmaya özen gösteririm. Geçen ay işlediğim konu ise marka çevreciliğinin yeni iletişim stratejilerindeki önemi idi. Örnek olarak da Arçelik markasından ve Ekolojist ürününden övgüyle bahsetmiştim. Yazım yayınlanmadan önce Arçelik kurumsal iletişim koordinatörüğüne konuyla ilgili mail atarak Ekolojist ürününün görselini talep ettim. Mailimin okundu bilgisini aldım, ama konuyla ilgili hiçbir geri dönüş alamadım. Sizce Arçelik ve Arçelik’in kurumsal iletişim koordinatörlüğü için ne düşünmüşümdür?
Gazeteciler müşteri mi?
Gazeteciler kim? Gazeteciler, sadece gazetelerde haberimizin  yer almasını sağlayan aracılar mı? Gazeteciler, bizlerin basın ayağındaki taşeronlarımız mı? Bu soruları samimiyetle kendimize sormamız gerekiyor. Eğer evet cevabını veriyorsak ortada mutlaka bir yanlış var ve aslında bu yanlış algı da kapak konusunun özünü oluşturuyor.
Gazeteciler bizlerin en önemli paydaşları değil mi? Nasıl müşterimiz ya da kurumumuz olmazsa yöneteceğimiz medya ilişkileri olamayacaksa, gazeteciler ve medya olmazsa da yöneteceğimiz medya ilişkileri olamaz. Bu nedenle de gazeteciler bizim için müşteri önemine haizdir. Müşteri memnuniyetini arttırmanın yollarını ararken gazeteciler için de müşteri memnuniyeti kriterlerini işletmeli ve aynı çaba içinde olmalıyız. Tabii ki bu çaba işin özüne uygun, bilgi akışına ilişkin olmalı ve etik kurallara sıkı sıkıya bağlı kalınmalı.
Gazeteciler PR’cılar için ne düşünür?
Gazeteciler PR’cılar için olumsuz düşüncelere sahiptir. Burada o düşünceleri sıralayarak gerginliği bu yazıya taşımanın bir anlamı yok, ama size bir sır vereyim gazeteciler bazı PR’cılar için olumsuz düşüncelere sahip değil hatta onları PR’cı olarak da değerlendirmiyor ve saygı duyuyor. İşte ne yazık ki gazetecilerin algısını etkileyen ama sadece gazetelerle de kalmıyarak toplumun bir çok kesiminde halkla ilişkiler mesleğinin ve faaliyetlerinin algısını etkileyen en  önemli faktör; her geçen gün yenileri kurulan yetersiz ve kuralsız PR firmaları ile kurumlarda hangi kritere göre işe alındığı ve ne iş yaptığı belli olmayan PR kadroları değil mi?
Lider PR firmaları ne yapıyor?
Halkla ilişkiler faaliyet alanının sektörel bir kimliğe kavuşması, bu alanda faaliyette olan öncü ve büyük firmaların birlikte hareket etmesine bağlı. Ne yazık ki bu firmalar büyüme stratejilerini sektörü büyütmekten yana değil rakiplere çelme takmaktan yana kurguluyor. Aslında İDA tam da bu noktada ihtiyacı karşılaybilecek bir oluşum gibi dursa da bende daha çok kurulduğu 2004’ten bu yana biz ve diğerleri ayrımının altının çizildiği bir oluşum izlenimi bırakmıştır. Bu durumun sadece kuruluş sürecinden kaynaklandığını  ve kuruluşunun üçüncü yılına giren İDA’nın artık misyonunu gerçekleştirmek için harekete geçmeye hazır olduğunu düşünmek isterim. Artık halkla ilişkiler faaliyetlerinin algılanmasında var olan sıkıntıları aşmak için sektör adına iletişim stratejileri oluşturulmalı, PR algısı yönetilmeli.

Not: Marketing Türkiye dergisi 1.3.2007 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

“PR’ın kanayan yarası!” için 2 Yorum yapılmış.


  1. 1 ümit gülbüz ceylan 07 Ara 2007 17:03

    Halkla İlişkiler firmalarında çalışan medya iletişimcilerin bence gazetecileri anlamaları için en azından staj sürelerinde gazetelerde, dergilerde çalışmaları gerekiyor. Halkla İlişkiler şirketlerinde çalışan çoğu medya temsilcileri gazetede işlerin nasıl yürüdüğünü bile bilmiyor. Hal böyle olunca da gazetecilerle aralarında bilinçsizce yapılan tartışmalar gerçekleşiyor..

  2. 2 Fatmanur Erdogan 23 Ara 2007 19:38

    Ateş bey, konuyu çok güzel ele almışsınız. Ben burada üzerinde durulmayan bir konuya dikkatinizi çekmek isterim:

    Gazetecilerimizin uzmanlaşmaya doğru gitmeyi tercih etmiyor olmaları kargaşanın sorunları arasında yer alıyor diye düşünüyorum. Belli bir konu yada sektör üzerinde uzmanlaşma, şirketlerin doğru kişiye doğru haberi yollamasını sağlayacağı gibi haberi alan gazetecinin de “500 basın bülteni arasından” seçim yapmaktansa, konusu hakkındaki haberleri değerlendirmesini sağlayacaktır.

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.




        


RSS PR notu | Halkla ilişkilerde ölçümleme

  • Fuar başarısını ölçümlemek
    Fuarlar, günümüz rekabet koşullarında etkili pazarlama ilişkilerini yakalama, güçlü satış grafiği yaratma, geleceğe yönelik ticari ilişkiler kurma veya geliştirme gibi katılımcılara birçok fırsat sunar.  Başarılı sonuçlar elde etme açısından oldukça kapsamlı bir çalışma gerektiren fuarlar, halkla ilişkilerin önemli araçlarından biridir. …Sonraki Sayfa » […]
  • Barselona deklerasyonu ya da İlk uluslararası PR ölçümleme standartları
    Halkla ilişkilerde ölçümleme önemli bir problem teşkil etmekte. Hali hazırda kullanılan ölçümleme metotlarının özellikle reklam eşdeğerin doğru ve kaliteli sonuçlar vermesi konusunda sektörde ciddi görüş ayrılıkları söz konusu. Bu muallâklık sadece Türkiye’deki değil tüm dünyada ki araştırmacılar için geçerlidir. Cem …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümleme süreci
    […]
  • Sponsor olduk, peki amacımıza ulaştık mı?
    Sponsorluklar en karmaşık süreçlere sahip iletişim faaliyetlerinin başında gelir. Bu süreç önce kapsamlı ve çok boyutlu araştırmalarla başlar.  Bu veriler ışığında sponsorluk alanı belirlenir ve süreç planlanır. Nihayetinde sponsorluk gerçekleştirilir. peki bu kadar mı? Elbette hayır! Belki de her şey …Sonraki Sayfa » […]
  • KSS projelerinin ölçümlenmesi
    Ölçümleme halkla ilişkilerin belki de en çok tartışılan aşamalarından biri olmuştur. Bu durum Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projeleri için de değişmemekte. Kimi yazarlar KSS projelerinin etkinliğinin ölçümlenmesinin zor olduğunu söylemektedir (Miller, Ahrens, vg). Bu görüşe sahip yazarlar çoğunlukla KSS projeleri …Sonraki Sayfa » […]
  • İnternette yer alan haberlerimizin hedef kitlemiz üzerindeki etkilerini ölçümleyebilir miyiz?
    İnternet üzerinde yer alan haberlerimizi elbette ki ölçümleyebiliriz. Unutmayalım ki ölçümlenemeyen hiçbir durumda faydadan söz edilemez. İnternet üzerinde yayınlanmış olan haberlerin ölçümlenmesinde de klasik mecralarda olduğu gibi kalitatif ve kantitatif olmak üzere iki kriter mevcuttur. Kalitatif kriterimiz haberlerin hedef kitlemizde …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkiler ölçümlemesinde yeni bir model : PRSMR
    PRSMR yaklaşık bir ay önce duyurulduğunda halkla ilişkilerciler tarafından heyecanla karşılandı. Kurumlar ve PR ajansları PRSMR’ın detaylarını biran önce öğrenebilmek için hem Era hem de Vedea’dan oldukça yoğun randevu talepleri oldu. Her iki kurumunda takvimleri oldukça sıkışık durumda. Bu durum aslında …Sonraki Sayfa » […]
  • Neden küresel ekonomik kriz ortamında iletişimi kesmeliyiz?
    Eğer küresel ekonomik krizi bahane edip iletişiminizi ölçümlemiyorsanız, iletişiminizi kesmenizde fayda var. Ali Saydam her fırsatta Sir Ian Vallance’dan ödünç aldığı şu sözü söyler “ölçmüyorsan yapma” çok da doğru söyler, ölçmüyorsan yapma… Aslında iletişim ile ilgili hemen herkesin bildiği bir …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümlemenin tarihi
    Halkla ilişkiler pazarlamanın en önemli bileşenidir. Halkla ilişkiler yöntemleriyle hedef kitlenin kurum ya da ürün hakkındaki düşünceleri değiştirilebilir, tüketici davranış ve alışkanlıklarına etki edilebilir, hissedarların firmaya dair beklentileri şekillendirilebilir, çalışanların motivasyonları artırılabilir. Sağlanan bu faydalardan söz edebilmek için ö […]
  • Halkla ilişkilerde CPM
      CPM(Cost Per Thousand-her 1000 kişi başına maliyet), hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamak için katlandığımız bedeli ifade eder. Ya da başka bir değişle Hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamanın maliyetidir. CPM Günümüzde pazarlamacılar için reklam, sponsorluk ve etkinlik projelerini …Sonraki Sayfa » […]