Kurumsal iletişimin yeni dili ve Facebook

facebook.jpgSayın Serhat Ayan geçen yazıma ilişkin, bizim IDA’nın e-grubuna gönderdiği yorumunda şunları söylüyor:

“Şu anda İnternet’te yaşanan sorunla Türkiye’nin güneydoğusunda yaşanan sorunun birbirinden hiçbir farkı yok:

1. İkisinin yaşadığı sorunlar da konuyla alakalı kitlenin eğitimsizliğinden kaynaklanıyor

2. İkisi de zamanında hor görüldü

3. İkisi de ne zaman konuları açılsa herkes tarafından canımız cicimiz diye göklere çıkarılıyor ama iş yapmaya gelince herkes kayboluyor

4. İkisine de bir Allah’ın kulu yatırım yapmıyor

5. İkisi de sadece birilerinin canı bu yolla yandığında hatırlanıyor. “

Ve bence söylediklerinde çok haklı.

Öncelikle iki temel konuda kurumların ve onları yönetenlerin farkındalık seviyelerini yükseltmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Birincisi, Türkiye’de İnternet olgusunun gelişimi ile ilgili. Ülkemizde İnternet kullanımı hızla yaygınlaşıyor. Ay içinde yayınlanan TUİK’in 2007 Yılı Hane Halkı Bilişim Teknolojileri Kullanımı Araştırması Sonuçları’na göre, ülkemizde halihazırda hanelerin % 18.94’ü İnternet’e erişim imkânına sahiptir ve en yaygın kullanılan İnternet bağlantı türü % 78.03 ile geniş bant (ADSL vb.) bağlantıdır Hane halkı bireylerinin % 61.11’i İnternet’i hemen hemen her gün kullanmakta ve Bilgisayar ve İnternet kullanım oranının en yüksek olduğu yaş grubu 16-24’tür.

Ek olarak Öğrencilerin % 86.83’ü bilgisayar ve % 81.89’u İnternet kullanmaktadır. İstihdam edilenlerden ücretli ve maaşlı çalışanların bilgisayar ve İnternet kullanım oranları sırasıyla % 54.82 ve % 51.38’dir. Aynı oranlar işsizlerde sırasıyla % 44.06 ve % 41.15’tir. Son olarak, araştırmanın ortaya koyduğuna göre İnternet kullanan bireylerin yarıya yakını İnternet’i evlerinde kullanmaktadır.

Bunlar son derece önemli veriler ve bütün bunlar bize göstere göstere bir şeyler söylüyor olmalıdır.

Birincisi şudur: Türkiye mevcut çizgisinde ilerlemeye devam ettiği sürece, İnternet kullanımı çok kısa zamanda uluslararası standartları yakalayacaktır.

Ama daha önemlisi, bir tür kehanette bulunmam gerekirse, asıl fark bunun günlük hayattaki kullanım oranında ortaya çıkacaktır. Bilindiği gibi Türkiye ABD’den sonra dünyada en fazla televizyon seyreden ülkedir. Sanırım çok değil 4- 5 yıl içerisinde benzeri şaşırtıcı bir istatistiği İnternet kullanım sürelerinde göreceğiz!

Buna bağlantılı olarak kurumlar için hayati önemde olan ikinci husus, İnternet’in dünyada olduğu kadar Türkiye’de de, şimdiden kurumsal iletişimde, oyunun kurallarını tamamı ile değiştirdiği gerçeğidir. Bunun ne anlama geldiğini hem biz iletişim profesyonellerinin hem de kurumların çok iyi anlaması gerekiyor.

Değişimin, doğru kullanıldığı takdirde, olağanüstü fırsatlar sunan cephesinin dayanağı, bugün artık bir gazetecinin, bir tüketicinin veya müşterinin, bir küçük yatırımcı veya iş arayan profesyonelin, gazete haberlerinden, eş dost gözlemlerinden de önce ilk başvuru kaynağının İnternet olmasıdır. İnternet sayesinde kurumlar, medya ilişkileri dolayımı ile haber olmak için rekabet eden diğer kurumların arasından sıyrılıp sınırlı yer bulabildikleri gazete sayfalarından çok daha özgürce kullanabildikleri bir mecraya kavuştular. Ancak burada öncelikli şart olabildiğince şeffaf ve samimi olmak.

Dünyada ve Türkiye’de bir facebook çılgınlığı yaşanıyorsa, her gün milyonlarca insan, özel hayatlarını başkalarının bakışına açıyorsa, bundan kurumların çıkartması gereken en temel ders kurumsal iletişimin de, kullandığı dilin de, üçüncü tekil şahsın mesafesine ve geniş zamanın belirsizliğine sığınmaksızın daha şeffaf ve samimi olması gereğidir.

Değişimin diğer cephesi ise, bir önceki yazımda değinmeye çalıştığım madalyonun karanlık yüzüdür. İnternet kurumlara yepyeni iletişim fırsatları sunarken, bireylerin eline büyük bir güç, özellikle de muhalif veya kötü niyetli bireylerin eline güçlü bir megafon vermektedir.

Kurumlar İnternet’in gücüne dair farkındalığa, bu ortamda samimi ve şeffaf bir söyleme sahip değillerse, negatif bir sorunun çok kıza zamanda önlenemez bir krize dönüşmesi ve itibarlarının ciddi boyutta darbe yemesi kaçınılmaz oluyor.

İnternet üzerinde yaşanan krizlere nasıl hazırlanmalı, ne yapılmalı konusu yer darlığı dolayısı ile yine bir sonraki yazıma kaldı

“Kurumsal iletişimin yeni dili ve Facebook” için 3 Yorum yapılmış.


  1. Gravatar Simgesi 1 Fatmanur Erdogan 23 Ara 2007 18:05

    Cem bey merhaba,

    Yazılarınızı büyük bir ilgiyle okuyorum. Bir konuya da ben ilginizi çekmek isterim.

    Kurumsal İletişim denince neden yeni iletişim araçları Türkiye’de çoğunlukla Facebook ile ilişkilendirilir şaşırıyorum.

    İletişimcilerin çoğunun “Social Media” terimini henüz sözlüklerine almamış olmaları bu açıdan düşündürücü…Bütünü görmenin, bütünü göstermenin önemli olduğuna inanıyorum…Social Media araçları blog, podcast, youtube, stumbleupon, vb birçok aracı kapsamakta. İletişimi ve değişen dengeleri irdelerken konunun “social media” kapsamında ele alınmasının önemli olduğu görüşündeyim.

    Iyi çalışmalar dileklerimle…

  2. Gravatar Simgesi 2 A. Cem İlhan 25 Ara 2007 14:53

    Fatmanur hanım,

    Yazılarıma gösterdiğiniz teveccüh için teşekkür ederim. Yorumunuzda yüzde yüz haklısınız.

    Bu konu ile ilgili olarak hem size hem PR bu okuyucularının dikkatine burada yayınlanmayan bir yazımı sunmak isterim.

    http://www.tribeca.com.tr/default.asp?pId=18&lang=0&blgId=1&blgItmId=60

    Sevgi ve saygılarımla

  3. Gravatar Simgesi 3 Fatmanur Erdoğan 30 Ara 2007 10:19

    Cem bey,
    Linkteki yazınızı okudum. (http://www.tribeca.com.tr/default.asp?pId=18&lang=0&blgId=1&blgItmId=60)Bu alandaki çalışmalarınız için de sizi takdir ettiğimi söylemek isterim. Yazının olduğu yere yorum yapmaya çalıştım ama sayfada bir sorun var sanırım, yorum sayfası çalışmı¥ordu. Bende buraya görüşlerimi yazmayı deniyorum.

    Makalede ki görüşlerinize katılıyorum. Bunun arkasından bugün 30.12.2007 Ali Saydam’ın Akşam gazetesindeki yazısını görünce de şaşkınlık duyduğumu farkettim. http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=103453,10,152. Bana kalırsa birçok iletişim uzmanı sosyal ağları anlamıyor…

    Ali Saydam yazısında e-şerefsizlerden bahsediyor…Sonra da girip bakmadan tavsiye ettiği modus.net’i anlatıyor. Bu sosyal ağ sitesinin doğru URL’i mondus.net! olmakla birlikte facebook kopyası bir site olmaktan da ileri gidememiş bir çalışma. Neden tavsiye edilmiş bilemiyorum!

    Kurucuları “iyi çocuklar” olabilir ama yeni birşey yaratmamışlar.
    Üstelik şu anda isteyen herkes aynı facebook’da olduğu gibi yalancı bir email adresi ile üye olabilir! Kurucular Ali bey’e demiş ki bu siteye üyeliği kimlik numarası ile geliştireceklermiş! Sosyal ağların gelişmesinin temel sebebi “bürokrasiye” takılmıyor olmasıdır. Dolayısıyla kimlik numarası istenmesi kadar gereksiz bir uygulama olamaz…onlar da bunu bir şekilde biliyor olsa gerek ki 30000 üyemiz var dedikleri siteye elinizi kolunuzu sallayıp üye olabiliyorsunuz. Kim bilir belkide şimdiye kadar siteerine üye olanların 20000 kişisi sahte insanlardır!

    Kısaca yazınızda bahsettiğiniz gibi gelişmelerin yaşanabilmesi için özellikle biz iletişimcilerin üzerine düşen sorumluluklar var. Bu alanda gerek şirketleri gerekse toplumu nasıl yönlendirdiğimiz önemlidir.

Yorum yapın