Krizi iyi yönetmek, kötü yönetmek?

Malum hareketli günlerin moda kavramı bu, köşe yazarlarından başlayarak, okumuş yazmış herkese sıçrayan bir tartışma: Kim krizi iyi yönetti, kim kötü yönetti.?      

Herkese meşrebine göre bir kolaylık sağladığı kesin olan bir kavramsallaştırma bu. En çok da, kısmen liberal, siyasal toplumsal kutuplaşma içerisinde hafif “takiyyeci” durumda bulunanlar tarafından kullanılıyor.
 
Genelde söylenmek istenen AKP’nin krizi kötü yönettiği, yeterince uzlaşmacı davransaydı, krizi iyi yönetmiş olacağı…  Özetle ilkesel bir duruştan ziyade, konjonktürel bir esneme…
 
Ama bu yazıdaki amaç bunun nedeni niçini üzerinde değerlendirme yapmak değil. Benim ilgimi çeken aslen iletişim mesleğine ilişkin bir kavramsallaştırmanın siyaset arenasına çekilmiş olması; bunun öncesinde bir başka örnek daha var benzeri biçimde kullanılan: “İletişim Kazası”. Bu da acayip bir stereotipti; yanlış hatırlamıyorsam ilk kez Erkan Mumcu tarafından kullanıldı, sonra salgın gibi her yere bulaştı..Kız arkadaşınızla kavga mı ettiniz “iletişim kazası”; basın toplantısında kendinizce yersiz bir soruya mı kızdınız “iletişim kazası…”
 
Ayrıca bunlar aslında bir tür “maymuncuk” kavramlar; hem kolaylık sağlıyorlar hem de yerine göre sorumluluğu ortada bırakıyor ya da bir başkasının üstüne. Birkaç örnek daha verebilirim trafik canavarı, enflasyon canavarı gibi..
 
Bu arada muhakkak bu tip kolaycılık kavramları bütün toplumlarda vardır ama bana sanki öyle geliyor ki bizde biraz daha fazla.. Nedense !
 
Şimdi eminim, bundan sonra bir çok şirkette de, kurumsal veya ürün bazlı krizlerde bu kavramsallaştırma ile açıklanacak. İletişimci meslektaşlarımızdan da bu topa giren çıkacaktır şüphesiz…

Yanlış bir kavram
 
Burada hata nerede? Hata kriz yönetimi gibi nesnel olarak yürütülmesi gereken bir sürecin, iyi ve kötü gibi öznel değerler ile bilfiil bir futbol maçı formatına oturtuluyor olmasında.
 
Zira aslen kriz yönetiminin hedefi tektir; o da kriz yaratan konu ile ilgili hasarı minimuma indirme gayreti ve eğer mümkünse kolay bir nekahet dönemi için fırsatlar yaratmak…
 
Krizi yönetmek; konuyu yönetmek farkı
 
İletişim mesleğinde sıkça tekrarlanan bir motto vardır: “Konularınızı iyi yönetemezseniz, krizlerinizi yönetirsiniz” şeklinde.
 
Her kişinin veya kurumun hayatında, zaman içinde değişen ve gelişen konuları vardır. Somut olarak anlatmak gerekirse, ilgi alanımdan bir örnek verebilirim. Ben bahçe işlerini çok severim hem değişik çiçekler hem de sebzeler yetiştirim. Ve bahçem Boğaz’a bakan, dolayısıyla nemi çok olan bir tepede olduğu için de, ilkbahardan itibaren en büyük sorunum – yani konum- burayı adeta işgal eden başta salyangoz olmak üzere muhtelif böcek, bit ve mantarlardır. Bu benim “konu yönetimimdir”; bahçeyi düzenli olarak ilaçlamam, bu muhtelif böcek, bit ve mantarların gelişimini takip etmem gerekir. Ama farz edelim ki bir tatile çıktım ve bahçemle 15 gün şahsen ilgilenemedim, benim yerime bahçe ile ilgilenecek kişi de gerekli ilgili göstermedi… O zaman tatil dönüşü itibarı ile yapacağım tek şey “kriz yönetimidir”. Nasıl ? Önce genel bir ilaçlama, ardından hastalık bulaşmış bitkilerin bir an önce sökülmesi, onun ardından da yeni düzenin sürekli olarak takip edilerek, gereken zaman da gerekli müdahalelerin yapılması…
 
İşte bu anlamda, yeniden son günlerin hareketli siyasal ortamına dönüp, bir değerlendirme yapacak olursak şu net olarak görülecektir: Meselenin özü krizi iyi yönetip yönetmemek değildir; olayın özü konun iyi yönetilememesidir. Söz konusu olan konu da en basit tarifi ile Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Bunun ardından aslen herkes kendince ortaya çıkan krizi yönetmiştir. Konuyu yönetmek denilen iş tamamı ile kişi veya kurumların “iş hedefleri ile bağlantılıdır; kriz yönetimi ise bunun sonuçları ile ilgilidir. Taraflardan her biri nesnel olarak gerekli adımları atmıştır; bundan sonraki en önemli sıçrama noktası – arada değişik bir adım olmadığı takdirde- seçimlerdir.
 
Kriz nedir ne değildir ?
 
Kriz öncelikle temel bir kırılma noktasıdır. Bu şu anlama gelmektedir özetle: O noktadan sonra o güne kadar yaptığınız hiçbir şeyi eskiden yaptığınız gibi yapamayacağınız gerçeğidir. Koşullar değişmiştir ve siz o yeni koşullar içerisinde kendinize bir yol bulmak zorundasınızdır. Bu anlamda  kriz anı, kendini koruma ve yeni duruma uyum gösterme çabasından çok, sunduğu fırsatlar cephesinde de önemli bir andır.
 
Aslında bu yönü ile ele alınacak olurlarsa krizler kendi içlerinde verimli ve devrimci anlardır. İster bireyler olsun, ister ister şirketler ister ise siyasi veya toplumsal taraflar, krizler her zaman için ileri doğru sıçramaların önemli anlarıdır.
“İyi” değil “doğru” kriz yönetimi …
 
Özetle krizler iki veya daha çok tarafı bir araya getiren, her tarafın enerji ve potansiyeli ile adeta bir “güç savaşı” yaptığı andır. Oluşan yeni durumda, kendi kurallarını dayatmaya çalışan kadar kendi kurallarını muhafaza etmeye çalışan da “kırılgan” durumdadır. Bu noktada krizi tetikleyen kim veya ne olursa olsun, bütün mesele bir sonraki aşamada oluşacak yeni denge durumunda kimin elindeki fırsatları daha doğru değerlendireceği meselesidir.
 
Gazi Mustafa kemal Atatürk’ün bir sözü ile noktalayacak olursam: Kriz yönetiminde “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.”

“Krizi iyi yönetmek, kötü yönetmek?” için 0 Yorum yapılmış.


  1. Yorum Yapılmamış

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.




        


RSS PR notu | Halkla ilişkilerde ölçümleme

  • Fuar başarısını ölçümlemek
    Fuarlar, günümüz rekabet koşullarında etkili pazarlama ilişkilerini yakalama, güçlü satış grafiği yaratma, geleceğe yönelik ticari ilişkiler kurma veya geliştirme gibi katılımcılara birçok fırsat sunar.  Başarılı sonuçlar elde etme açısından oldukça kapsamlı bir çalışma gerektiren fuarlar, halkla ilişkilerin önemli araçlarından biridir. …Sonraki Sayfa » […]
  • Barselona deklerasyonu ya da İlk uluslararası PR ölçümleme standartları
    Halkla ilişkilerde ölçümleme önemli bir problem teşkil etmekte. Hali hazırda kullanılan ölçümleme metotlarının özellikle reklam eşdeğerin doğru ve kaliteli sonuçlar vermesi konusunda sektörde ciddi görüş ayrılıkları söz konusu. Bu muallâklık sadece Türkiye’deki değil tüm dünyada ki araştırmacılar için geçerlidir. Cem …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümleme süreci
    […]
  • Sponsor olduk, peki amacımıza ulaştık mı?
    Sponsorluklar en karmaşık süreçlere sahip iletişim faaliyetlerinin başında gelir. Bu süreç önce kapsamlı ve çok boyutlu araştırmalarla başlar.  Bu veriler ışığında sponsorluk alanı belirlenir ve süreç planlanır. Nihayetinde sponsorluk gerçekleştirilir. peki bu kadar mı? Elbette hayır! Belki de her şey …Sonraki Sayfa » […]
  • KSS projelerinin ölçümlenmesi
    Ölçümleme halkla ilişkilerin belki de en çok tartışılan aşamalarından biri olmuştur. Bu durum Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projeleri için de değişmemekte. Kimi yazarlar KSS projelerinin etkinliğinin ölçümlenmesinin zor olduğunu söylemektedir (Miller, Ahrens, vg). Bu görüşe sahip yazarlar çoğunlukla KSS projeleri …Sonraki Sayfa » […]
  • İnternette yer alan haberlerimizin hedef kitlemiz üzerindeki etkilerini ölçümleyebilir miyiz?
    İnternet üzerinde yer alan haberlerimizi elbette ki ölçümleyebiliriz. Unutmayalım ki ölçümlenemeyen hiçbir durumda faydadan söz edilemez. İnternet üzerinde yayınlanmış olan haberlerin ölçümlenmesinde de klasik mecralarda olduğu gibi kalitatif ve kantitatif olmak üzere iki kriter mevcuttur. Kalitatif kriterimiz haberlerin hedef kitlemizde …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkiler ölçümlemesinde yeni bir model : PRSMR
    PRSMR yaklaşık bir ay önce duyurulduğunda halkla ilişkilerciler tarafından heyecanla karşılandı. Kurumlar ve PR ajansları PRSMR’ın detaylarını biran önce öğrenebilmek için hem Era hem de Vedea’dan oldukça yoğun randevu talepleri oldu. Her iki kurumunda takvimleri oldukça sıkışık durumda. Bu durum aslında …Sonraki Sayfa » […]
  • Neden küresel ekonomik kriz ortamında iletişimi kesmeliyiz?
    Eğer küresel ekonomik krizi bahane edip iletişiminizi ölçümlemiyorsanız, iletişiminizi kesmenizde fayda var. Ali Saydam her fırsatta Sir Ian Vallance’dan ödünç aldığı şu sözü söyler “ölçmüyorsan yapma” çok da doğru söyler, ölçmüyorsan yapma… Aslında iletişim ile ilgili hemen herkesin bildiği bir …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümlemenin tarihi
    Halkla ilişkiler pazarlamanın en önemli bileşenidir. Halkla ilişkiler yöntemleriyle hedef kitlenin kurum ya da ürün hakkındaki düşünceleri değiştirilebilir, tüketici davranış ve alışkanlıklarına etki edilebilir, hissedarların firmaya dair beklentileri şekillendirilebilir, çalışanların motivasyonları artırılabilir. Sağlanan bu faydalardan söz edebilmek için ö […]
  • Halkla ilişkilerde CPM
      CPM(Cost Per Thousand-her 1000 kişi başına maliyet), hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamak için katlandığımız bedeli ifade eder. Ya da başka bir değişle Hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamanın maliyetidir. CPM Günümüzde pazarlamacılar için reklam, sponsorluk ve etkinlik projelerini …Sonraki Sayfa » […]