Konkurdan konkura koşarken…

yaris.gifBu aralar sanırım bütün iletişim sektörü o konkurdan bu konkura koşturuyor; öte taraftan iki tane de önemli haber meslek gündemine düştü. Birincisi geçen haftanın başında 75 ekonomi muhabirinin bildirisi, diğeri sektörün öncü şirketlerinden Global Tanıtım’ın Yunanistan’lı bir şirketle birleşmesi …

Bence bu üç olgu genel olarak iletişim, özel olarak da basın ve halkla ilişkiler sektörünün, 2008 Ocak ayındaki resmini çok güzel tarif ediyor.

Neredeyiz. Ne yapıyoruz; nereye gidiyoruz ?

Birinci olgudan başlayalım. Başkalarını bilmem ama biz, Tribeca İletişim Danışmanlık olarak, geçtiğimiz Eylül ayından bu yana özellikle, tam anlamı ile bir konkur baskınına uğramış durumdayız. Ben şahsen, her hafta en az iki üç gün “stratejik iletişim yaklaşımı” sunum hazırlayıp, genelde bu güne kadar pek de PR işi ile ilgili olmadığını bildiğim potansiyel müşterilerimin karşısına geçiyorum.

Çoğunu da kazanamıyoruz tabii, bazıları ile malum “kimya” meselesinden, önemli bir bölümünü de meslektaşlarımın son derece düşük ücret tekliflerinden…

Kanımca, bu noktada, asıl önemli olan soru, böylesi bir talep artışının nereden kaynaklandığı?

Türk ekonomisi, dünya standartlarına göre, son beş yıldır düzenli olarak rekor seviyelerde büyüdü, ancak son bir yıldır, uygulamaya konan makro ekonomik politikalarla yurt içi talepte kayda değer bir düşüş de söz konusu. Konuya şirketler bazında bakacak olursak, hızlı bir karlılıkla, geçmişin pasiflerini temizleyen, verimli ve rekabetçi olmayı öğrenmiş kuruluşlar var karşımızda; bunlar şimdi gerileyen bir talep olgusu ile yüzleşiyorlar. Öte taraftan ise harcamalarını kısan ama cebindeki değerli Türk lirası ile hala harcama iştahını muhafaza eden tüketiciler ve kuruluşlar var… İkircikli bir durum söz konusu kısacası.

Bu durum karşısında, bir çok ticari aktör tehdidi fırsata çevirip, genel kamuoyundan potansiyel müşterilerine doğru giden bir çizgide, daha çok bilinirlik, fark ve tercih yaratma peşine düşüyor. Sanırım şu an ki konkur telaşının da, en geçerli açıklaması burada gizli.

Bu konkur sürecinin genel gidişatını ve – istisnaları bir kenara koyarak - sonuç olarak temel çıktısını değerlendirecek olursak , ortaya şöyle bir resim çıkıyor: PR sektörünün yeni müşterileri genel olarak, “en fazla basın yansımasını, en hızlı ve en ucuz olacak “ biçimde sağlayacak şirketlerin peşindeler. Bunun içinde bazen “bir masa bir kasa” şirketlere, bazen de büyük portföylerine takviye arayan kurumsallaşmış şirketlere gidiyorlar. Sonuç da genellikle hüsran oluyor tabii. Yanlış beklentilere, kaçınılmaz olarak yanlış cevaplar ve herkesi mutsuz eden bir sonuç…

Aslında bu yaşananları daha iyi anlamak için, geçtiğimiz hafta 75 ekonomi muhabirinin yayınladığı bildiriye bakmak lazım. (http://www.patronlardunyasi.com/news_detail.php?id=39822)

Ekonomi muhabirleri yayınladıkları bildiride, biz “ikinci sınıf gazeteci değiliz” diyerek, yazarlar ve müdürler lehine yapılan ayrımcılıktan şikayet ediyorlardı. Buna karşılık EGD Başkanı Celal Toprak da, gelin konuşalım bu işi sessizce halledelim dedi.

Olayın özü şu: Şişecam ‘ın Bursa Yenişehir’de yaptığı fabrika açılışında yazar ve müdürler ile muhabirlerin ulaşımının farklı araçlarla yapılıyor; ayrıca son dönemde, bir çok şirket önemli konularda basın toplantısı düzenlemeden önce, ekonomi köşe yazarlarını ve yöneticilerini bir yemekte ağırlıyor ve ertesi gün basın toplantısı düzenliyorlar…

Bu sorunun, özel nedenlerini şimdilik bir kenara bırakacak olursak, tetikleyicisi artan sayıda şirketin medya da görünme arzusudur. Gazetelerin ekonomi servisleri, geçmişte günde 50 adet basın bülteni veya haber talebi ile karşılıyorsa, bugün bu oran 150- 200 mertebesinde sanırım; doğal olarak da, daha sert bir rekabet ve daha farklı kanallara yönelik girişimler gündeme geliyor. Bunu müşteriler de talep edebiliyorlar; bizler de bazen önerebiliyoruz…

Peki asıl sorun nerede ? Bence asıl sorun, bu sektörde faaliyet gösteren şirketlerin – birkaç istisna hariç – son derece zayıf sermaye tabanları üzerinde faaliyet gösteriyor olmalarıdır. Bu yüzden müşterilerine gerçekleri gösteremiyorlar ve “dar medya alanlarında kısa paslaşmaya”, bu arada yanlış yönlendirilmiş bir sürü müşteriyi de mutsuz etmeye devam ediyorlar.

Bu noktada resmi tamamlayan üçüncü haber devreye giriyor.

Global Tanıtım ile Yunan strateji ve iletişim ajansı CIVITAS’ın ortaklığı. Yunanlı ortak almış diye küçümseyenler olacaktır kuşkusuz. Önemli değil bu kısmı açıkçası. Önemli olan sektörün kronik sermaye yetersizliği sorununu bu tip yerel ve uluslarası ortaklıklarla aşılabilecek olmasıdır. Bu sayede, hem bu şirketlerde çalışan insanların mesleki kalitesi yükselecek, hem müşterilerimize neyin haber neyin zorlama olduğu konusunda daha gerçekçi açıklamalar yapma “lüksümüz” olacak; hem de eminim tek başına bu yeterli olmasa da ekonomi gazeteciliği nesnel ve derinlikli haberler yapma konusunda daha fazla fırsat bulacaktır; en azından haber olmayan haberler için arayıp canlarını sıkan PR’cılardan kurtulacaklardır… Özetle taşlar bu sayede yerlerine oturacaktır diye “ummak istiyorum”.

Bu yazı Mediathink dergisinde yayınlanmıştır.

“Konkurdan konkura koşarken…” için 1 Yorum yapılmış.


  1. Gravatar Simgesi 1 Tanyel Yılmaz 31 Oca 2008 23:03

    Sayın İlhan,

    Ben kendi firmam adına konuşabilirim doğal olarak. Biz, hiçbir konkura katılmıyoruz. Bizimle çalışmak isteyenlerle toplantılar yapıp çalışıp çalışmayacağımıza karar veriyoruz. Ucuz iş yapmak-yaptırmak isteyenler konkurlar açıp fiyat kırdırıyorlar. Sanki bizler de bu konkurlara katılarak ekmeklerine yağ mı sürüyoruz ne?

    Konkur açan firma, konkura katılan firmalarla bir sözleşme yapıyorlar mı? Hayır? Konkur öncesi ne kadar bilgi veriliyor? ne kadar gizlilik sözleşmesi yapılıyor? Dahası, Sayın İlhan’ın da belirttiği gibi, sunumlara zamanı bile yetmezken, bu konkurlara ne kadar sağlıklı hazırlanılabilir?
    Bazı firmalar konkur açıp, sonra 1000 lira için pazarlık yapıyorlar. Ben konkurdan konkura koşmanın, yaptığımız işe ve kendimize saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Ama yine de ucuza PR hirmeti almak isteyen firmalar biliyorlar ki, konkurlara katılacak adam çok!..