İş Dünyasında Kimler Ayakta Kalacak?

Farkında mıyız? Rekabetin tanımı, şekli, adı, sanı her şeyi değişime uğradı. “Daha ucuz fiyat vererek” rekabet edilen günlerin üzerinden on yıllar geçti… Daha kaliteli olmak, daha yaygın pazarda bulunmak bile bir işe yaramıyor artık! Özellikle “Müşteri”nin ne kadar önemli olduğunu kavramaya başladığımız 1990’lı yıllardan itibaren rekabet anlayışındaki değişime paralel iş yapma ve işi yönetme anlayışı da değişti… Yönetim kurullarının gündemlerini farklı farklı konular oluşturmaya başladı. İş dünyasını temsil eden kurumların düzenledikleri konferans, panel, forum ve benzeri organizasyonların içeriğini oluşturan kavramlarda da büyük bir değişim yaşandı.
Tüm bu değişim sürecinin arkasında yatan temel kurgu ise “gelecekte nasıl var olmayı sürdüreceğimiz” ile ilgili… Aslında bunun ilk işareti 2001 yılındaki Dünya Ekonomik Forumu sırasında verilmişti. Forum sırasında kamuoyuna açıklanan bir bildiriye imza atan dünyanın önde gelen 36 şirketinin CEO’su bundan böyle şirketlerini “sürdürülebilir kalkınma esaslarına” göre yöneteceklerini ilan ediyorlardı.[1]  Bu bildirinin altında imzası olan CEO’ların adları öyle yabana atılacak cinsten de değil… Her biri milyar dolarlık şirketlerin en üst kademe yöneticileri ve hepsini bir araya getirdiğinizde de dünya ekonomisinin önemli bir bölümünde söz sahibi …
Nitekim, bu bildiriye imza koyan şirketlerde 2001 yılından bu yana sürmekte olan değişim ister istemez bu şirketlerin faaliyet gösterdiği pazarlardaki rekabet anlayışını değiştirmeye başladı. Yani, bildiri “lafta” kalmamıştı… Sadece güne ve işe odaklanıp para kazanmak tutkusunun yanına başka kavramlar ve odaklanmalar iliştirildi.Örneğin; çalışanları “marka” yapmaya yönelik politikaların geliştirilmesi; dünyanın çevre ve iklim sorunlarına odaklanılması; yoksulluk, açlık gibi konularda etkin rol oynanması; hastalıklar, AIDS, sıtma vb. sağlık sorunlarında ön saflarda durmaya yönelik bir dizi girişimlerde bulunulması ilk akla gelenler arasında. Ama, sosyal sorumluluk boyutlarında, hayır ve bağış işleri şeklinde gelişen bu duyarlılık şirketlerin ana işlerini “tehdit” edecek boyuta varabilir miydi?
Geçtiğimiz aylarda, Dünya İş Konseyi Sürdürülebilir Kalkınma Başkanı Björn Stigson imzasıyla bir başka bildiri yayımlandı. [2]  En az 2001’deki kadar önemli olduğu görülen bu bildirinin içeriği gelecekte iş dünyasında kimlerin ayakta kalacağının, kimlerin tarihin sayfalarında “hoş bir sedâ” olacağını çok net tarif ediyor. “Geleceğin Küresel İş Dünyası için Manifesto” başlıklı bildiri; iş kurma, işi yönetme, rekabet etme, karar alma, işbirliği yapma, iş ortaklıkları, tedarik zinciri, kalite, hizmet üretimi ve ayakta kalabilmenin ön koşulu olabilecek bir çok alanda yeni paradigmayı tarif ediyor.
Bildirinin içindeki şu paragraf çok çarpıcı:
“2020 yılının global şirketleri dünyanın karşı karşıya bulunduğu sorunları dikkate alarak -açlık, yoksulluk, iklim değişimi, kaynakların israfı, küreselleşme ve demokratikleşme- yeni müşterilere ürün ve hizmetlerini sunanlar olacaktır. Bu yöndeki çabalar değerli ve sürdürülebilir olmakla birlikte, bunlar aynı zamanda kârlı da olmak zorundadır… Bu nedenle, iş dünyasının topluma olan katkısı hayır ve bağış işleri ile ilgili girişimlerimizden ve desteğimizden değil, kendi öz işimizden gelmelidir.”
Yani, topluma “şirin” görünmek için hayır ve bağış işleri yapmanın da modasının geçtiği bu bildiri ile çok net olarak ortaya konuyor. Yerine; para kazanmak amacıyla her ne iş yapıyor olursanız olun, dünyanın (yukarıda tarif edilen) sorunlarını dikkate alan bir iş üretme ve iş yönetme modeliniz olmalıdır. Bu işiniz -doğasında- kârlı olmalıdır ki, dünyanın sorunlarına karşı olan duyarlılığınız sürdürülebilir ve gerçek anlamda katkı sağlayabilir nitelikte olsun!
 Dünya İş Konseyi Sürdürülebilir Kalkınma Başkanlığının Manifestosu dört ana noktaya işaret ediyor.
Dünyamızın karşı karşıya bulunduğu; yoksulluk, açlık, iklim değişimi,ekolojik çevre, demografik sorunların her bir şirketi ve sektörü nasıl etkilemekte olduğu ile ilgili bir anlayış birliği geliştirmeliyiz.
Bu anlayış birliğini temsil eden ortak zeminin bu sorunların çözümüne katkı sağlayacak iş fırsatlarını ortaya çıkarmasını değerlendirmeliyiz.
Kendi öz işimizle ilgili stratejimizin bu sorunlarla ve çözümleri ile ilişkilendirilebilecek uyarlamalarını yapmalıyız.
Sosyal çevre, çalışanlar tarafından desteklenen ve sürdürülebilir kârlılığı hedefleyen uzun vadeli ölçümlerle başarının tanımlanması konusunda uzlaşmalıyız.
Dünya İş Konseyi’nin bu bildirisinin altında, Stigson’un özel daveti ile bir araya gelen ve her biri sektörünün lideri olan şirketlerin en üst düzey yöneticilerinden oluşan 8 kişilik özel komitenin imzası var. WBCSD’ın CEO düzeyinde temsil edilen yüzlerce global şirketi temsil eden bu komitenin yayımladığı bu bildiri içerik olarak gelecekte iş dünyasında “kimlerin ayakta kalacağını” tarif ediyor… Gelecekte iş dünyasında kalmak isteyenlere duyurulur!


[1] www.wef.org

[2] www.wbcsd.org  

not: Bu yazı, İşveren Dergisi haziran 2006 sayısında yayınlanmıştır.

“İş Dünyasında Kimler Ayakta Kalacak?” için 0 Yorum yapılmış.


  1. Yorum Yapılmamış

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.




          

RSS PR notu | Halkla ilişkilerde ölçümleme

  • Barselona deklerasyonu ya da İlk uluslararası PR ölçümleme standartları
    Halkla ilişkilerde ölçümleme önemli bir problem teşkil etmekte. Hali hazırda kullanılan ölçümleme metotlarının özellikle reklam eşdeğerin doğru ve kaliteli sonuçlar vermesi konusunda sektörde ciddi görüş ayrılıkları söz konusu. Bu muallâklık sadece Türkiye’deki değil tüm dünyada ki araştırmacılar için geçerlidir. Cem İlhan bir makalesinde; “ kabul etmek gere […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümleme süreci
    […]
  • Sponsor olduk, peki amacımıza ulaştık mı?
    Sponsorluklar en karmaşık süreçlere sahip iletişim faaliyetlerinin başında gelir. Bu süreç önce kapsamlı ve çok boyutlu araştırmalarla başlar.  Bu veriler ışığında sponsorluk alanı belirlenir ve süreç planlanır. Nihayetinde sponsorluk gerçekleştirilir. peki bu kadar mı? Elbette hayır! Belki de her şey yeni başlıyor Sıra geldi son aşama olan ya da bir sonraki […]
  • KSS projelerinin ölçümlenmesi
    Ölçümleme halkla ilişkilerin belki de en çok tartışılan aşamalarından biri olmuştur. Bu durum Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projeleri için de değişmemekte. Kimi yazarlar KSS projelerinin etkinliğinin ölçümlenmesinin zor olduğunu söylemektedir (Miller, Ahrens, vg). Bu görüşe sahip yazarlar çoğunlukla KSS projeleri ile işletmelerin kârlılığı arasında doğrud […]
  • İnternette yer alan haberlerimizin hedef kitlemiz üzerindeki etkilerini ölçümleyebilir miyiz?
    İnternet üzerinde yer alan haberlerimizi elbette ki ölçümleyebiliriz. Unutmayalım ki ölçümlenemeyen hiçbir durumda faydadan söz edilemez. İnternet üzerinde yayınlanmış olan haberlerin ölçümlenmesinde de klasik mecralarda olduğu gibi kalitatif ve kantitatif olmak üzere iki kriter mevcuttur. Kalitatif kriterimiz haberlerin hedef kitlemizde kurumumuzun ya da ma […]

RSS PR Planlama

  • Halkla ilişkilerde başarının sırları!
    Halkla ilişkilerHalkla ilişkilerde Başarıya koşarken nelere ihtiyacınız var? Elbette halkla ilişkilerde başarının ön koşulu, halkla ilişkilerin bütün aşamalarında titiz davranmak ve gerekleri yerine getirmektir. Halkla ilişkilerde başarıya koşarken ihtiyacını olan bilgileri özetle size hatırlatmayı amaçlayan kısa bir sunum hazırladık. Umarım işinize yarar. […]
  • Zorlu ama fırsatlarla dolu bir ekonomik ortamda PR uzmanlarına öğütler
    Etkisi artarak devam eden küresel ekonomik kriz, yerel boyutta da finansman ve kredi sıkıntısını beraberinde getirdi. Ekonomideki daralma, müşterinin bütçesinde, pazarlama iletişimi kaleminde kısıntılara gitmesine yol açarken birçok proje de daha başlamadan bitti. Peki, yaşanan bu kriz süreci kurum ve sektör adına, yetişmiş elemanların sektöre kazandırılması […]
  • Etkinlik planlamasının saçayağı
    Etkinlik planlamak için yola çıktığımızda bizi başarıya taşıyacak üç temel unsuru inceleyelim. Kurumun; misyonunun, vizyonunun, ilkelerinin ve hedeflerinin belirlenmesi Etkinlik planlamanın ilk şartı, kurumun, misyonunu, vizyonunu, ilkelerini, amaçlarını ve hedeflerinin belirlenmiş olup olmadığını kontrol etmektir. Bir eksik varsa tamamlamalı yanlış varsa do […]
  • Küresel ekonomik kriz ortamında stratejik iletişim planı hazırlamanın 6 altın kuralı
    Küresel ekonomik kriz ve krizle ilgili ardı ardına gelen haberler, herkesi ve bütün işletmeleri tedirgin etmeyi hatta paniğe sürüklemeyi başardı. Oysa biliyoruz ki bu dönemi en az hasarla atlatmanın ilk kuralı soğukkanlı davranmak. Planlama, kriz ve resesyon gibi olağandışı durumlarda önemi bir kez daha artan yönetim fonksiyonudur. Şimdi kararlar almak ve bu […]
  • Planlama yapmak ya da körebe oynamak
    Gözleriniz kapalı hedefinizi yakalayabilir misiniz? Planlama yapmadan hareket etmek, gözler kapalı hedefe koşmakla gibidir. Körebe oynamak çok eğlencelidir elbette fakat iş dünyasında bu oyun size büyük kayıplar getirebilir. Bu kayıpların olmaması için planlamaya önem vermeli yani gözlerimizi açık tutmalıyız. Önlenebilir risklere girmenin anlamı var mı? Bu k […]