İnsanlar üzerlerine istediğimizi yazabileceğimiz kara tahtalar değillerdir

Her mesleğin kendine göre deformasyonları vardır. İletişimcilerin en temel mesleki deformasyonu, hedef kitle olarak tanımladıkları insanları, üzerlerine istedikleri mesajları yazabilecekleri birer kara tahta sanmak zannına kapılmalarıdır.

Kuşkusuz, bu insanlar ne düşünür, nelerden hoşlanır diye araştırmaları, pre-testleri, post-testleri vardır. Ama yine de bu bile, iletişimcinin veya müşterinin kendi değerlerinin, kurumsal varoluşunun veya marka vaadinin arkasındaki temel motivasyonun çekim gücüne teslim olması riskini ortadan kaldırmaz.

Hele ki bizim gibi ideolojik kırılmaların bol olduğu ülkelerde…

Bu mesleki deformasyondan uzak durmanın birinci ve olmazsa olmaz şartı iletişime maruz kalacak hedef kitleyi sadece sosyo-ekonomik parametrelerle değil, değerler ve inançları bağlamında da kavramaktır.

Ama bu yeterli mi ? Emin değilim. Benim epeyi bir zamandır bu konuda önemli şüphelerim vardı.

Erken çıktığım bu yaz tatilimde bitirme fırsatı bulduğum bir kitap ise, şüphelerimi doğruladığı gibi, bana yepyeni düşünce ufukları actı.

Kitabın adı: “Doğulular ile Batılılar nasıl –ve neden- farklı düşünürler? Düşüncenin Coğrafyası”. Varlık yayınlarından çıkan kitabın yazarı Richar E. Nisbett .
Amerikalı seçkin bir sosyal psikolog olan Nisbett, kitabının isminden anlaşılacağı gibi, Batılılar ile burada Doğulular olarak tariflediği Uzak Doğuluların, farklı ekolojiler, toplumsal yapılar, felsefeler ve eğitim sistemleri temelinde nasıl farklı dünya görüşlerine ulaştıklarını betimliyor.

Doğruladığı başlıca hipotezler şunlar:

1- Dikkat ve algılama modelleri: Doğulular daha çok çevrelerine, Batılılar ise daha çok nesnelere dikkat ederler. Doğulular olaylar arasındaki ilişkileri anlamaya Batılılardan daha yatkındırlar.

2- Batılılar kendi yaşamöyküsel romanlarının başkahramanı, Doğulular ise sadece varoluş filmlerinin figüranıdırlar. Batıda birey bağımsızdır, Doğuda karşılıklı bağımlı.

3- Batılılar dünyayı denetliyebileceklerine inanır, Doğulular ise görevlerinin dünyaya uyum göstermek olduğuna.

4- Batılılar nesneler dünyasında kategorize ederek algılarlar; doğulular ilişkiler dünyasında parçayı bütün içinde algılarlar. Batılılar ya o/ ya bu diye düşünür. Doğulular hem o/ hem bu diye düşünür.

5- Batılılar doğru davranış kurallarının evrensel olduğu inancına bağlıdır; Doğulular içinde bulunulan bağlam ve ilişkilerin doğasını hesaba katan ayrımcı yaklaşımları kabul ederler.

Nisbett bu arada, iletişim perspektifinden üzerinde önemle durulması gereken örnekler de veriyor. Batılıların atomistik bakış açısı ile Doğuluların bütüncül bakış açısı arasındaki fark ile ilgili bir tanesi şu: Nissan şirketi İnfiniti model lüks otomobil için ABD’de bir reklam kampanyası düzenliyor.Kampanyada otomobil resimleri yerine Japonya’da yaptıkları gibi, otomobilin isminin en sonda yer aldığı doğa resimleri kullanıyorlar. Sonuç tam bir fiyasko. Olayları bağlamı içinde görmektense, nesnelere odaklı algılamaya alışkın Amerikalılar kampanyadan bir şey anlamıyorlar. Kampanyayı değerlendiren bir Amerikalı reklamcı daha sonra şunları söylemiş:” Otomobil satılamadı ama bununla birlikte kayaların ve ağaçların satışına epeyi artış oldu!”

Bir başka örnekte, şeker rafine eden Japon firmaları ile ilgili. Bu firmalar Avusturalyalı şeker üreticileri ile beş yıllık belli bir fiyattan sözleşme imzalarlar. Ancak sözleşmenin imzalanmasından kısa bir süre sonra, uluslararası piyasalarda şeker fiyatları hızla düşer. Bunun üzerine Japonlar, koşulların kökten biçimde değiştiğini söyleyerek, sözleşmenin yenilenmesi gerektiğini söylerler. Tahmin edileceği gibi Avusturalyalı çiftçiler bunu reddeder ve sorun iki ülke arasında ciddi bir krize dönüşür.

Burada da sorun, bir ticari anlaşmazlıktan öte, aslında Batılıların, her sözleşmeyi kendi içinde bağlayıcı gören formel mantığı ile, karşılıklı bağımlı insanların birlikte yaşadığı toplumların değişen koşulların anlaşmalarda da değişikliği zorunlu kıldığı düşüncesi arasındaki zıtlıktır.

Yazı yerim bitiyor. O yüzden şu soru ile yazımı bitiriyorum: Türk düşünce coğrafyasını nasıl tanımlamak lazım ya da bir deyişle Türk nasıl düşünür ? Bunu da Nisbett’den aldığım ilhamla, gelecek yazılarımda ele almaya çalışacağım.

not: Bu yazı Tribeca blog ve Mediathink dergisinde yayınlanmıştır.

“İnsanlar üzerlerine istediğimizi yazabileceğimiz kara tahtalar değillerdir” için 0 Yorum yapılmış.


  1. Yorum Yapılmamış

        


RSS PR notu | Halkla ilişkilerde ölçümleme

  • Fuar başarısını ölçümlemek
    Fuarlar, günümüz rekabet koşullarında etkili pazarlama ilişkilerini yakalama, güçlü satış grafiği yaratma, geleceğe yönelik ticari ilişkiler kurma veya geliştirme gibi katılımcılara birçok fırsat sunar.  Başarılı sonuçlar elde etme açısından oldukça kapsamlı bir çalışma gerektiren fuarlar, halkla ilişkilerin önemli araçlarından biridir. …Sonraki Sayfa » […]
  • Barselona deklerasyonu ya da İlk uluslararası PR ölçümleme standartları
    Halkla ilişkilerde ölçümleme önemli bir problem teşkil etmekte. Hali hazırda kullanılan ölçümleme metotlarının özellikle reklam eşdeğerin doğru ve kaliteli sonuçlar vermesi konusunda sektörde ciddi görüş ayrılıkları söz konusu. Bu muallâklık sadece Türkiye’deki değil tüm dünyada ki araştırmacılar için geçerlidir. Cem …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümleme süreci
    […]
  • Sponsor olduk, peki amacımıza ulaştık mı?
    Sponsorluklar en karmaşık süreçlere sahip iletişim faaliyetlerinin başında gelir. Bu süreç önce kapsamlı ve çok boyutlu araştırmalarla başlar.  Bu veriler ışığında sponsorluk alanı belirlenir ve süreç planlanır. Nihayetinde sponsorluk gerçekleştirilir. peki bu kadar mı? Elbette hayır! Belki de her şey …Sonraki Sayfa » […]
  • KSS projelerinin ölçümlenmesi
    Ölçümleme halkla ilişkilerin belki de en çok tartışılan aşamalarından biri olmuştur. Bu durum Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projeleri için de değişmemekte. Kimi yazarlar KSS projelerinin etkinliğinin ölçümlenmesinin zor olduğunu söylemektedir (Miller, Ahrens, vg). Bu görüşe sahip yazarlar çoğunlukla KSS projeleri …Sonraki Sayfa » […]
  • İnternette yer alan haberlerimizin hedef kitlemiz üzerindeki etkilerini ölçümleyebilir miyiz?
    İnternet üzerinde yer alan haberlerimizi elbette ki ölçümleyebiliriz. Unutmayalım ki ölçümlenemeyen hiçbir durumda faydadan söz edilemez. İnternet üzerinde yayınlanmış olan haberlerin ölçümlenmesinde de klasik mecralarda olduğu gibi kalitatif ve kantitatif olmak üzere iki kriter mevcuttur. Kalitatif kriterimiz haberlerin hedef kitlemizde …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkiler ölçümlemesinde yeni bir model : PRSMR
    PRSMR yaklaşık bir ay önce duyurulduğunda halkla ilişkilerciler tarafından heyecanla karşılandı. Kurumlar ve PR ajansları PRSMR’ın detaylarını biran önce öğrenebilmek için hem Era hem de Vedea’dan oldukça yoğun randevu talepleri oldu. Her iki kurumunda takvimleri oldukça sıkışık durumda. Bu durum aslında …Sonraki Sayfa » […]
  • Neden küresel ekonomik kriz ortamında iletişimi kesmeliyiz?
    Eğer küresel ekonomik krizi bahane edip iletişiminizi ölçümlemiyorsanız, iletişiminizi kesmenizde fayda var. Ali Saydam her fırsatta Sir Ian Vallance’dan ödünç aldığı şu sözü söyler “ölçmüyorsan yapma” çok da doğru söyler, ölçmüyorsan yapma… Aslında iletişim ile ilgili hemen herkesin bildiği bir …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümlemenin tarihi
    Halkla ilişkiler pazarlamanın en önemli bileşenidir. Halkla ilişkiler yöntemleriyle hedef kitlenin kurum ya da ürün hakkındaki düşünceleri değiştirilebilir, tüketici davranış ve alışkanlıklarına etki edilebilir, hissedarların firmaya dair beklentileri şekillendirilebilir, çalışanların motivasyonları artırılabilir. Sağlanan bu faydalardan söz edebilmek için ö […]
  • Halkla ilişkilerde CPM
      CPM(Cost Per Thousand-her 1000 kişi başına maliyet), hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamak için katlandığımız bedeli ifade eder. Ya da başka bir değişle Hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamanın maliyetidir. CPM Günümüzde pazarlamacılar için reklam, sponsorluk ve etkinlik projelerini …Sonraki Sayfa » […]