Halkla İlişkilerin Kurumsal İletişime Yolculuğu…

Halkla ilişkiler bir meslek olalı bir yüzyılı devirdi. 1900’lerin başında ABD’de basın ile şirketler arasında bilgi alışverişine dayalı iletişim ve ilişki yönetimi ile yeşeren bu iletişim disiplini, zaman içinde çok geniş alanlara yayıldı. Yatırımcı ilişkilerinden, kurum içi iletişim ortamlarının oluşturulmasına kadar geniş bir alanda etkili oldu. Şirket organizasyonlarındaki bu yapılanmaya paralel halkla ilişkiler hizmeti veren bağımsız şirketlerin de özellikle 1950’ler sonrasında pıtrak gibi çoğaldığını görüyoruz.
1986 yılında yayımladığım Halkla İlişkilerin Temel İlkeleri başlıklı kitabımda bu mesleğin o günlerde 240’dan fazla tanımı olduğuna değinmiştim. Her biri kendi içinde doğru olan bu tanımlar ne yazık ki mesleğin kendi kimliğinin doğru bir şekilde anlaşılmasına yardım etmiyordu. Hatta, mesleğin “babası” olarak tanımlanan Edward Bernays 105 yaşına geldiğinde hala bu mesleği kimlerin yapabileceği ile ilgili bir dizi düzenlemenin peşinde idi.
Aslında, halkla ilişkiler mesleğinin bazı şeylere yettiği, bazılarına ise yetmediğine yönelik ilk işaret 1980’lerin başında geldi. Yatırımcı ilişkileri, sermayesi tabana yayılmış ülkelerde yoğun bir halkla ilişkiler faaliyeti gerektiriyordu. Ancak, klasik anlamdaki halkla ilişkiler anlayışı ile yürütülmeye çalışılan yatırımcı ilişkilerinde istenen performans sağlanamıyordu. Sektörün doğası gereği tanımlanmış bir sürü kural ve uyulması zorunlu ilkeler vardı.  Sonuçta, yatırımcı ilişkilerine yönelik iletişim faaliyetleri içinde bulunan halkla ilişkiler mesleği mensupları, kendi kural ve düzenlemeleri içinde ayrı bir meslek mensubu olarak tanınmayı tercih ettiler. İngiltere’de başlayan bu oluşum zaman içinde diğer gelişmiş ülkelere de sıçradı.
1990’larla birlikte başka kıpırdanmalar oluşmaya başladı. Kurumsal itibar yönetimi, algılama yönetimi, kriz iletişimi gibi konular halkla ilişkilerin kabına sığamaz hale geldi. Bu kavramların günümüzde de hala hangi şemsiye altında olması gerektiği tartışılmaktadır. Ancak herkesin bir ucundan tutmakta ısrarcı olduğu bu konuların kısa bir süre sonra yeni bir kimlikle karşımıza çıkacağını çok net görebilmekteyiz. Kurum içi iletişimle ilgili alanlarda da farklı bir hareket var! Bir çok şirket bu işlevi insan kaynakları üzerinden yürütmekte. Ancak görünen köy kılavuz istemez; kurum içi iletişimin dinamikleri yakın bir gelecekte bu işin de apayrı bir meslek olacağının işaretleri veriyor.
1990’larla birlikte “kurumsal iletişimi” duyar olduk. Biri “ilişkiler” diğeri “iletişim” üzerine kurgulu bu kavramlar iyi irdelendiğinde, başlıkları ile çelişkili yansımaların günlük yaşama düştüğünü görmekteyiz.
Örneğin; bir çok üst düzey yöneticinin “halkla ilişkiler” den ümidini kesmesinin nedeni; mesleğin adındaki “ilişkileri” unutup, “iletişim” ve özellikle de medya ilişkileri üzerine odaklanması. Kurumsal iletişimin ise bu kadar ilgi görüyor olması ise başlığındaki “iletişimden” çok “ilişkilerin” yönetilmesi ile ilgili alanlara yoğunlaşması!
Günümüzde, halkla ilişkiler ürün ve hizmetlerle ilgili başta medya olmak üzere, doğrudan tüketici ilgisi odaklı bir işlevin sınırları içine çekilmiş durumda. Kurumsal iletişimin açılımına baktığımızda ise; tamamen ürün ve hizmetlerin teknik özelliklerinden bağımsız kurumsal performansı doğrudan etkileyen alanlara hizmet verdiğini görüyoruz. Bu hizmeti verirken de “stakeholder” (sosyal paydaş) yaklaşımı dediğimiz ölçümlenebilir ilişki yönetimi anlayışını şirket performansına yansıtıyor.
Özellikle, sürdürülebilir insani gelişim ve kalkınma kavramlarının yeşermesi ile şirketlerin bu alanlardaki performansını, başta çalışanları olmak üzere toplumun farklı kesimlerine yansıtma ihtiyacı kurumsal iletişimin görev alanının kendiliğinden ortaya çıkmasına neden oldu. CEO’lar için, özellikle yatırımcılar, çalışanlar ve toplumda karar vericiler olarak adlandırılan kesimlerde “itibarın” yönetilmesi ile ilgili öne çıkan stratejik öncelik, bu alanlarda özel iletişim yönetimi yapılması gerekliliğini ortaya çıkardı.
Günümüzde kurumsal iletişim, pazarlama  ve satışa yönelik iletişim kanallarının ihtiyacı olan iletişim alanlarının dışındaki tüm alanların, stratejik açılımlarla yönetildiği bir disiplin haline dönüşmüştür. Halkla ilişkiler ise şirketlerin özellikle medya ile olan ilişkilerinin yönetilmesi olan bir alanda performans göstermektedir.
Kurumsal iletişimin yoğun olarak ilgilendiği alanlar şirket itibarını doğrudan etkileyen konulardır. İtibarın yönetilmesindeki yüzde 50 oranındaki sorumluluğun da CEO’ların omuzlarında olduğunu biliyoruz. Bu durumda, ‘kurumsal iletişimin sahibi kim?’ sorusu biraz kafa karıştırabilir. Veya, ‘şirketlerdeki kurumsal iletişim yöneticileri bu işin sahibi değil midir?’ şeklinde de sorulabilir.
Şöyle açıklık getirmekte yarar var; şirketlerin toplumun hangi kesimleri ile ilişki yönetimi yapması gerektiği ile ilgili öncelikleri CEO’lar belirler. Şirketin vizyonu ve değerleri ile ilgili genel kurguyu da CEO’lar yapar. Durum böyle olunca, kurumsal iletişimi yöneten iletişimciler CEO adına bu çalışmaları koordine eden kişiler durumundadırlar. Sonuçta, etkili kurumsal iletişim performansının şirketin pazar değerini doğrudan etkilediğini araştırmalar ortaya koymaktadır. Bir CEO için, yönetim koltuğunda oturduğu şirketin pazar değerini artırmaktan daha önemli bir şey olabilir mi?

not: Bu yazı, İşveren Dergisi Kasım 2006 sayısında yayınlanmıştır.

“Halkla İlişkilerin Kurumsal İletişime Yolculuğu…” için 0 Yorum yapılmış.


  1. Yorum Yapılmamış

        


RSS PR notu | Halkla ilişkilerde ölçümleme

  • Fuar başarısını ölçümlemek
    Fuarlar, günümüz rekabet koşullarında etkili pazarlama ilişkilerini yakalama, güçlü satış grafiği yaratma, geleceğe yönelik ticari ilişkiler kurma veya geliştirme gibi katılımcılara birçok fırsat sunar.  Başarılı sonuçlar elde etme açısından oldukça kapsamlı bir çalışma gerektiren fuarlar, halkla ilişkilerin önemli araçlarından biridir. …Sonraki Sayfa » […]
  • Barselona deklerasyonu ya da İlk uluslararası PR ölçümleme standartları
    Halkla ilişkilerde ölçümleme önemli bir problem teşkil etmekte. Hali hazırda kullanılan ölçümleme metotlarının özellikle reklam eşdeğerin doğru ve kaliteli sonuçlar vermesi konusunda sektörde ciddi görüş ayrılıkları söz konusu. Bu muallâklık sadece Türkiye’deki değil tüm dünyada ki araştırmacılar için geçerlidir. Cem …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümleme süreci
    […]
  • Sponsor olduk, peki amacımıza ulaştık mı?
    Sponsorluklar en karmaşık süreçlere sahip iletişim faaliyetlerinin başında gelir. Bu süreç önce kapsamlı ve çok boyutlu araştırmalarla başlar.  Bu veriler ışığında sponsorluk alanı belirlenir ve süreç planlanır. Nihayetinde sponsorluk gerçekleştirilir. peki bu kadar mı? Elbette hayır! Belki de her şey …Sonraki Sayfa » […]
  • KSS projelerinin ölçümlenmesi
    Ölçümleme halkla ilişkilerin belki de en çok tartışılan aşamalarından biri olmuştur. Bu durum Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projeleri için de değişmemekte. Kimi yazarlar KSS projelerinin etkinliğinin ölçümlenmesinin zor olduğunu söylemektedir (Miller, Ahrens, vg). Bu görüşe sahip yazarlar çoğunlukla KSS projeleri …Sonraki Sayfa » […]
  • İnternette yer alan haberlerimizin hedef kitlemiz üzerindeki etkilerini ölçümleyebilir miyiz?
    İnternet üzerinde yer alan haberlerimizi elbette ki ölçümleyebiliriz. Unutmayalım ki ölçümlenemeyen hiçbir durumda faydadan söz edilemez. İnternet üzerinde yayınlanmış olan haberlerin ölçümlenmesinde de klasik mecralarda olduğu gibi kalitatif ve kantitatif olmak üzere iki kriter mevcuttur. Kalitatif kriterimiz haberlerin hedef kitlemizde …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkiler ölçümlemesinde yeni bir model : PRSMR
    PRSMR yaklaşık bir ay önce duyurulduğunda halkla ilişkilerciler tarafından heyecanla karşılandı. Kurumlar ve PR ajansları PRSMR’ın detaylarını biran önce öğrenebilmek için hem Era hem de Vedea’dan oldukça yoğun randevu talepleri oldu. Her iki kurumunda takvimleri oldukça sıkışık durumda. Bu durum aslında …Sonraki Sayfa » […]
  • Neden küresel ekonomik kriz ortamında iletişimi kesmeliyiz?
    Eğer küresel ekonomik krizi bahane edip iletişiminizi ölçümlemiyorsanız, iletişiminizi kesmenizde fayda var. Ali Saydam her fırsatta Sir Ian Vallance’dan ödünç aldığı şu sözü söyler “ölçmüyorsan yapma” çok da doğru söyler, ölçmüyorsan yapma… Aslında iletişim ile ilgili hemen herkesin bildiği bir …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümlemenin tarihi
    Halkla ilişkiler pazarlamanın en önemli bileşenidir. Halkla ilişkiler yöntemleriyle hedef kitlenin kurum ya da ürün hakkındaki düşünceleri değiştirilebilir, tüketici davranış ve alışkanlıklarına etki edilebilir, hissedarların firmaya dair beklentileri şekillendirilebilir, çalışanların motivasyonları artırılabilir. Sağlanan bu faydalardan söz edebilmek için ö […]
  • Halkla ilişkilerde CPM
      CPM(Cost Per Thousand-her 1000 kişi başına maliyet), hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamak için katlandığımız bedeli ifade eder. Ya da başka bir değişle Hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamanın maliyetidir. CPM Günümüzde pazarlamacılar için reklam, sponsorluk ve etkinlik projelerini …Sonraki Sayfa » […]