Gazeteci gözüyle PR -1-

Bir gazetede, özellikle de Hürriyet gibi çok sayıda kişi tarafından okunan gazetelerden birinde çalışıyorsanız, karşılaşabileceğiniz durumlar ve insan sayısı çok çeşitlidir. Telefonun öbür ucundaki ses size “Gazedede haber çıkmak istiyoruz” da diyebilir, haberiniz için bilgi istediğinizi öğrendiğinde “Bu ücretli mi?” diye de sorabilir. Bir gün gazetedeki ilanı beğenmeyen bir okur arar, “Siz bu ilanı nasıl yayınlarsınız, bu Türkçe’yi kirletiyor” diye azarlar. Ya da size son dakika haberi yakalatmanın heyecanıyla, atıl kurt! misali, “Şu saatte şu adrese bir muhabir gönderin” buyurur. “Biz ilanlarımızı sürekli sizin gazetenize veriyoruz” diyerek, o “ağır!” sorumluluğu omuzlarımıza yüklemeyi çalışan, “doğal olarak” haberlerini yapmamız gerektiğini düşünenleri söylemeye gerek bile yok.
Tabii bunların çoğu sık rastladığımız örnekler değil. Bunlar çok da olağan şeyler, herkes gazetede işlerin nasıl yürüdüğünü bilmek zorunda da değil. Şimdilik yukarıdaki örnekleri bir tarafa bırakacağım. Çünkü bu yazının konusunu, geri kalan telefon görüşmelerinde yer alan kısım oluşturuyor.
Benim işyerindeki telefonum sürekli çalar. Gelen aramaların yarıdan fazlası, tahmin edileceği üzere PR’cılardandır. Bu PR’cıların büyük bir bölümü, “Bülten gönderdim elinize geçti mi” ya da “Gönderdiğim bülteni bu hafta kullanmanız mümkün mü” diye sormak için aramıştır. Birinci sorunun yanıtı kolaydır, evet veya hayır diye yanıtlanabilir. İkinci sorunun yanıtı ise ya “bilmiyorum” ya da “olabilir”dir. (Çünkü 1- ben sadece bir muhabirimdir ve hangi haberin yayınlanıp yayınlanmayacağına ben karar vermiyorumdur 2- gazetede hangi haberin yayınlanacağını belirleyen diğer etkenler de vardır ve son dakikada her şey değişebilir. Yani evet de desem, hayır da desem bir anlamı yoktur.)  Gerçi karşı taraf da bu yanıtı benden ya da başka gazetecilerden belki onlarca kez duymuştur. Bu arayışında da aynı yanıtı alacağını biliyordur. Ama yapabileceği bir şey yoktur, “müşterisi çok sıkıştırıyor”dur.
İşte bu cümle, “Kusura bakma müşterimiz çok sıkıştırıyor” benim bir gazeteci olarak PR’cılardan duymayı en sevmediğim cümlelerden biri. Hele de ortada verilmiş bir söz (haberin yayınlanacağı tarih, gazetede yer alma şekli vb.) yokken. Tamam PR’cının işi zor olabilir. Müşterisi gerçekten sıkıştırıyor olabilir. Ama ben müşteri-ajans ilişkisi arasında yer almak istemiyorum ki. Orada yerim yok benim, olmasını da istemiyorum. Daha uç örnekler de var verebileceğim. Müşterisinin haberi uzun süre bekleyen bir PR’cı, “O müşterimizle henüz sözleşme imzalamadık da, haber çıkarsa sözleşme imzanacak” demişti örneğin. Sonucu merak edenler için söyleyeyim, haberden sonra mutlu sona ulaşmış, sözleşmenin imzalandığı bilgisini bana iletmişti. Yanlış anlaşılmasın, bu PR’cıyı o haberde tanımıştım ve bir daha da görmedim!
Özet: Müşteri-ajans ilişkisi arasında yer almak istemiyorum. Orada yerim yok benim, olmasını da istemiyorum.
“Gazeteci gözüyle PR” başlıklı yazıların birincisine, spesifik bir örnekle başladım.  Önümüzdeki yazıda, “Size önerdiğimiz haberleri hangi kriterlere göre değerlendiriyorsunuz” diye soran bir PR’cıya ne yanıt verdiğimi anlatacağım.

“Gazeteci gözüyle PR -1-” için 4 Yorum yapılmış.


  1. 1 Özgür Kalyoncu 02 Nis 2007 10:19

    Öncelikle tüm okuyucuları saygıyla selamlıyorum.
    Son iki, üç gündür bu güzel sitedeki yazıları okuyorum. Taraflı, tarafsız tüm iletişim profesyonellerinin faydalanacağı bir site olduğu kesin. Ancak dikkatimi çeken bir nokta var; neredeyse tüm yazılarda imla başta olmak üzere yazım hataları bulunuyor. Görüşlerimizi, fikirlerimizi, tez ve sentezlerimizi tartışırken ilk önce cümlelerimizin hatalardan arınmış olması gerekmiyor mu? Gerek gazetecilerin, gerekse halkla ilişkiler sektöründe çalışan profesyonellerin yazım kurallarına herkesten daha fazla dikkat etmeleri gerekmiyor mu? Bizler böyle yaparsak başkaları neler yapmaz?
    Saygılarımla,

  2. 2 tugba ezeroglu 23 Kas 2007 16:55

    Yoksa basın bizi sevmiyor mu?

    Halkla ilişkilerciler olarak mesleğimizi kendimize bile tanımlamakta zorluk çekiyoruz. Kabul edilen belli tanımlamalar olsa da, işin pratiğinde her halkla ilişkilercinin yoğurt yiyişi o kadar farklı ki, hizmetlerimizi o kadar farklı kombinasyonda sunuyoruz ki, ilişkide olduğumuz kişi ve kurumların soru işaretlerini ortak bir dille cevaplayamıyoruz. Bütün bu bilinmezlik içinde, mesleğimizi icra ederken ortaya koyduğumuz olumsuz örnekler, bizi içinden çıkılması güç bir kısır döngü içine atıyor.
    Bugün, en önemli sosyal paydaşımız olan basın gözünde PRcıların negatif algısı konusunda öncelikle dönüp aynaya bakmamız gerektirmektedir. Bir basın mensubu, bir halkla ilişkilercinin telefonuyla irkiliyorsa, bu ya yaşadığı olumsuz tecrübelerden kaynaklanıyor, ya da içinde bulunduğu ortamın ortak duygusunu yansıtıyor.
    Bugün Nur Çintay’ın yazısında (23 Kasım 2007 Radikal) geçen “Fakat onların da işi bu: Filanca basın davetine gelecek misiniz?” cümlesi de bir köşe yazarının halkla ilişkiler mesleğini nasıl gördüğünün ve yansıttığının örneğidir. İletişim dünyasında bir gazeteci ve halkla ilişkilercinin, bilgileri daha kolay, hızlı ve gerçek şekilde derleyerek, bir mesajı belki de birlikte kodlayarak kamuoyunu bilgilendirme sürecinde sinerji yaratma olasılığını, bu dünyanın en önemli oyuncusunun göz ardı etmiş olması son derece üzücü. İletişim sürecinde, basınla ilişkilerde kullandığımız yöntemler kimi zaman bir basın bülteni, ulaştığına emin olmamız ve her gün gönderilen yüzlerce basın bülteni arasında basın mensubunun dikkatini çekmesini istediğimiz, kimi zaman ise bir mesajı aktarmak için planladığımız etkinlik, davet, katılımı sağlamak için çaba gösterdiğimiz. Ancak tüm süreçte, iyi bir takım oyuncusu olduğumuzu onlara hissettirmemiz ve ikna etmemiz gerek. Böylelikle işbirliği temelimiz sağlamlaşacaktır. Uzun vadede ise halkla ilişkilerin günümüzde “basın ajanı” olarak faaliyet göstermediğini, mesleğimizin bir çok disiplini kapsayan bir iletişim sanatı olduğunu tüm paydaşlarımıza anlatabileceğimize inanıyorum.

  3. 3 banu göçmener 25 Kas 2007 23:40

    Yazı aslında belkide tüm iş hayatındaki kişilerin karşılaşabildiği sorunları dile getiriyor.
    Her gün aynı.
    .cevabı basit ve sıkıcı gelen telefonlara cevap vermek.
    .yetkiniz dahilinde olmayan sorulara sizden cevap beklenmesi…v.b.

    Yazı okunurken PR’cılık sanki pek sevilmeyen ve sadece “Müşteri sıkıştırıyor” gibi basit kaçan işlerden ibaret olarak gözüküyor. Kendim, ne basında yer alan ne de PR’cılık yapan biriyim.Ancak hiç bir iş yazıldığı kadar basit değildir . Herkezin birbirine biraz daha hoşgörü ile yaklaşması gerektiğini düşünüyorum.Empati,hayatımızda son zamanlarda unuttuğumuz bir özellik.Telefonun diğer tarafında konuşan kişilerinde bizim gibi işini aynı titizlikle yapmaya çalışan insanlar olduğunu unutmamalıyız.

  4. 4 Mustafa Özcan 14 Oca 2009 02:41

    Değerli büyüklerim,
    Sevgili küçüklerim,
    Meslektaşlarım,

    Yazıya yorum yapmayacağım.
    Sadece ufak bir hatırlatma. Gerçi siz yıllarını sektöre adamışlar olarak bilirsiniz ne yapacağınızı ama, Türkçe’yi elleyin biraz.

    Nokta (.) kelimenin sonuna koyulur. Sonra boşluk konur. Büyük harfle başlanır. Formül çok basit= [kelime](.)½{boşluk}[kelime]
    En azından ben okurken böyleydi. Son yıllarda değişir oldu.

    Bu arada, bilmeyenlere, bilmemezlikten gelenlere, bilmediklerini bilmeyenlere, biliyormuş numarası yapanlara virgül(,)de de aynı kural geçerliydi.

    Değiştiyse haberimiz olsun da, Türkçemizi örselemeyelim, yıpratmayalım, elletmeyelim.
    Saygılarımla

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.




        


RSS PR notu | Halkla ilişkilerde ölçümleme

  • Fuar başarısını ölçümlemek
    Fuarlar, günümüz rekabet koşullarında etkili pazarlama ilişkilerini yakalama, güçlü satış grafiği yaratma, geleceğe yönelik ticari ilişkiler kurma veya geliştirme gibi katılımcılara birçok fırsat sunar.  Başarılı sonuçlar elde etme açısından oldukça kapsamlı bir çalışma gerektiren fuarlar, halkla ilişkilerin önemli araçlarından biridir. …Sonraki Sayfa » […]
  • Barselona deklerasyonu ya da İlk uluslararası PR ölçümleme standartları
    Halkla ilişkilerde ölçümleme önemli bir problem teşkil etmekte. Hali hazırda kullanılan ölçümleme metotlarının özellikle reklam eşdeğerin doğru ve kaliteli sonuçlar vermesi konusunda sektörde ciddi görüş ayrılıkları söz konusu. Bu muallâklık sadece Türkiye’deki değil tüm dünyada ki araştırmacılar için geçerlidir. Cem …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümleme süreci
    […]
  • Sponsor olduk, peki amacımıza ulaştık mı?
    Sponsorluklar en karmaşık süreçlere sahip iletişim faaliyetlerinin başında gelir. Bu süreç önce kapsamlı ve çok boyutlu araştırmalarla başlar.  Bu veriler ışığında sponsorluk alanı belirlenir ve süreç planlanır. Nihayetinde sponsorluk gerçekleştirilir. peki bu kadar mı? Elbette hayır! Belki de her şey …Sonraki Sayfa » […]
  • KSS projelerinin ölçümlenmesi
    Ölçümleme halkla ilişkilerin belki de en çok tartışılan aşamalarından biri olmuştur. Bu durum Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projeleri için de değişmemekte. Kimi yazarlar KSS projelerinin etkinliğinin ölçümlenmesinin zor olduğunu söylemektedir (Miller, Ahrens, vg). Bu görüşe sahip yazarlar çoğunlukla KSS projeleri …Sonraki Sayfa » […]
  • İnternette yer alan haberlerimizin hedef kitlemiz üzerindeki etkilerini ölçümleyebilir miyiz?
    İnternet üzerinde yer alan haberlerimizi elbette ki ölçümleyebiliriz. Unutmayalım ki ölçümlenemeyen hiçbir durumda faydadan söz edilemez. İnternet üzerinde yayınlanmış olan haberlerin ölçümlenmesinde de klasik mecralarda olduğu gibi kalitatif ve kantitatif olmak üzere iki kriter mevcuttur. Kalitatif kriterimiz haberlerin hedef kitlemizde …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkiler ölçümlemesinde yeni bir model : PRSMR
    PRSMR yaklaşık bir ay önce duyurulduğunda halkla ilişkilerciler tarafından heyecanla karşılandı. Kurumlar ve PR ajansları PRSMR’ın detaylarını biran önce öğrenebilmek için hem Era hem de Vedea’dan oldukça yoğun randevu talepleri oldu. Her iki kurumunda takvimleri oldukça sıkışık durumda. Bu durum aslında …Sonraki Sayfa » […]
  • Neden küresel ekonomik kriz ortamında iletişimi kesmeliyiz?
    Eğer küresel ekonomik krizi bahane edip iletişiminizi ölçümlemiyorsanız, iletişiminizi kesmenizde fayda var. Ali Saydam her fırsatta Sir Ian Vallance’dan ödünç aldığı şu sözü söyler “ölçmüyorsan yapma” çok da doğru söyler, ölçmüyorsan yapma… Aslında iletişim ile ilgili hemen herkesin bildiği bir …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümlemenin tarihi
    Halkla ilişkiler pazarlamanın en önemli bileşenidir. Halkla ilişkiler yöntemleriyle hedef kitlenin kurum ya da ürün hakkındaki düşünceleri değiştirilebilir, tüketici davranış ve alışkanlıklarına etki edilebilir, hissedarların firmaya dair beklentileri şekillendirilebilir, çalışanların motivasyonları artırılabilir. Sağlanan bu faydalardan söz edebilmek için ö […]
  • Halkla ilişkilerde CPM
      CPM(Cost Per Thousand-her 1000 kişi başına maliyet), hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamak için katlandığımız bedeli ifade eder. Ya da başka bir değişle Hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamanın maliyetidir. CPM Günümüzde pazarlamacılar için reklam, sponsorluk ve etkinlik projelerini …Sonraki Sayfa » […]