Bir musibet bin nasihatten yeğdir!

www250.jpgİnternet üzerinden şirketlere yönelik gündeme gelen asılsız iddialar, bana nedense bu atasözünü çağrıştırıyor son zamanlarda. Malum geçen haftanın iletişim cephesinden önemli bir konusu LcWaikiki’nin başına gelenlerdi.

Aslında bu ne ilk, ne son olacak. İnternet kurumlar ve markalar açısından hem bir “cennet”, aynı zamanda da bir iki “forward” tuşu ile bir cehenneme dönüşebilecek kadar kırılgan bir iletişim ortamı. Şu anda bile, mesleğin içinde olanlar bilirler, bir çok başka firma da “Araf’ta” duruyor ve bu yeni “kötülük” ile nasıl baş etmesi gerektiğini düşünüyor kara kara…

Gerçi, yazılı ve görsel ulusal medyaya yansımadan, büyük ölçüde kulaktan kulağa yayılan bu tip asılsız iddialarla ciddi itibar lcw-small.gifve dolayısıyla iş kaybına uğramak Türkiye için yeni bir şey değil. Geçmişte, daha henüz ortada İnternet yokken dahi, katkı maddelerinde “domuz yağı” olduğu suçlaması ile, ciddi pazar kayıplarına uğrayan bir margarin markasını hatırlıyorum.

Bu neden böyle? Tartışması uzun. Ancak belki de ağırlıklı olarak şifahi bir toplum olmamızdan dolayı, biz Türklerin bu tip söylentilere gereğinden fazla kulak verdikleri de bir gerçek…
İnternet ile gündeme gelen ise, daha önce de zaten yeterince etkin olan bu söylenti mekanizmasının, İnternet “tarafsız” bir mecra olarak algılandığı ölçüde, abartılı bir meşruiyet kazanması , daha da önemlisi göz açıp kapayıncaya kadar, toplumsal algıyı etkileyecek boyutta bir hızla kişilere ulaşıyor olması.

Buna daha yakın tarihli ve bana göre son derece üzüntü verici bir örnek olarak, gazetelerden tutuklandıklarını öğrendiğimiz 8 Türk askeri ile ilgili maillerde dolaşan bir iddiayı verebilirim. Bu satırları okuyan herkesin gördüğünü sandığım bu maile göre, bu çocuklar doğum yerleri itibarı ile, PKK sempatizanı ve DTP üyesi! Büyük ihtimalle, başlı başına yargısız bir infaz bu mail, ama asıl önemlisi bence, bu maili bana forward eden gerek profesyonel gerekse entelektüel olarak son derece donanımlı olduğunu varsaydığımı insanların dahi buna inanıyor olmaları… Yine büyük ihtimal, başka benzer “dehşetengiz” iddiaları içeren mailleri de sağa sola yolluyor bu arkadaşlar.

Önce Danone, sonra Lc Waikiki, bu süreçte, radikal bir tutum aldılar ve olayı kendi mecrasının dışına çıkardılar. Bu strateji olarak doğru mu yanlış mı ? Kimi meslektaşa göre bu yanlış ve kurumun kendi ayağına ateş etmesi ile eşdeğer… Ben aynı kanıda değilim.
Bu konuda 2 ayrı noktada farklı bir görüşüm var:

Birincisi, öncelikle bu iddialar, bugünkü revaçta olan tartışmalara gönderme yaparak söylemek gerekirse, bir tür asimetrik savaştır. İnternet üzerinde yayılan bu iddialar, bir bakıma gerilla savaşına tekabül eder ve bu noktada “düzenli ordu ile alan kontrolü” hiç de yabana atılmaması gereken bir adımdır.

İkincisi, toplumuzda söylentinin ikna gücü her zaman meşru ve resme açılımalardan daha fazladır; dolayısıyla “resmi” meşruiyeti arkasına alıp, krizi büyütme stratejisi her koşulda daha iyi bir stratejidir.

Gerek Danone gerekse LcWaikiki, aslında bu gerçekleri doğru tespit ederek yola çıktılar. Ama bu da yeterli değil maalesef…

Öncelikle sanırım her iki kuruluş da, bu stratejiyi düşünürken, öncelikle kayıplarının orantısızlığı oranında, adeta geç kalmışlıklarının yarattığı bir aciliyet duygusu ile bu alana girdiler. Aslında burada tüm kurum ve kuruluşlar için ortaya çıkan temel ders, iletişim işini ciddiye alan her kuruluş, nasıl ki günlük bazda geleneksel medya takibi yapıyorlarsa, İnternet’i ve onun farklı araçlarını aynı şekilde takip ediyor olmalarının zorunluluğu. İşte bu nedenle yazımın başlığı da zaten “bir musibet bin nasihatten yeğdir!”…

Bu yeni bir iş alanı. Aslında artık hiçbir kuruluş tek başına yazılı medya takibi ile yetinmek lüksüne sahip değil; aynı şekilde İnternet’i de bir mecra olarak takip etmeleri gerekiyor. Önümüzdeki günlerde göreceğiz sanıyorum, bu alanda yeni bir iş sektörü oluşacak. Çünkü bu iş sadece Google araması yapmak ile olmuyor…

İkinci ve bence daha önemli bir husus ise; İnternet ortamında dolaşan bu tip asılsız iddialar hakkında kuruluşların herhangi bir iletişim stratejisine sahip olmamalarıdır. Gözlemlerim yöneticilerin şu an daha çok, “ aman inşallah geleneksel medyaya sıçramaz” kaderciliği ile yetindikleri yönündedir; sadece bıçak kemiği dayanınca harekete geçiyorlar.

Bu konuda neler yapılabilir; temel stratejisi ne olmalı; bunu önümüzdeki yazımda anlatmaya çalışacağım.

“Bir musibet bin nasihatten yeğdir!” için 1 Yorum yapılmış.


  1. 1 Murat Buyurgan 29 Kas 2007 22:26

    Aslına bakarsanız LcWaikiki krizi Danone’dan çok daha hızlı ve doğru yönetti. Her iki olayla ilgili bloğumda yazılar yazdım.
    Özetlemek gerekirse Danone haklılığını gösteren tam bir sayfa gazete ilanını yayınladığı gün, kurumsal web sitesinde benzer bir metin yayınlamayı düşünmedi bile. Veya web sitesine aynı açıklamayı daha geç koydu.
    Lcwaikiki hiç vakit kaybetmeden internet üzerinden cevabını verdi. Kendi web sitesine basın bültenini koydu. Ana sayfada duyuru yaptı. MSN, Dataprofil gibi kanallardan duyurularını yaptı.

    Danone geç kaldı ancak, LcWaikiki çok hızlı hareket etti.
    Yazınız için teşekkürler…

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.




        


RSS PR notu | Halkla ilişkilerde ölçümleme

  • Fuar başarısını ölçümlemek
    Fuarlar, günümüz rekabet koşullarında etkili pazarlama ilişkilerini yakalama, güçlü satış grafiği yaratma, geleceğe yönelik ticari ilişkiler kurma veya geliştirme gibi katılımcılara birçok fırsat sunar.  Başarılı sonuçlar elde etme açısından oldukça kapsamlı bir çalışma gerektiren fuarlar, halkla ilişkilerin önemli araçlarından biridir. …Sonraki Sayfa » […]
  • Barselona deklerasyonu ya da İlk uluslararası PR ölçümleme standartları
    Halkla ilişkilerde ölçümleme önemli bir problem teşkil etmekte. Hali hazırda kullanılan ölçümleme metotlarının özellikle reklam eşdeğerin doğru ve kaliteli sonuçlar vermesi konusunda sektörde ciddi görüş ayrılıkları söz konusu. Bu muallâklık sadece Türkiye’deki değil tüm dünyada ki araştırmacılar için geçerlidir. Cem …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümleme süreci
    […]
  • Sponsor olduk, peki amacımıza ulaştık mı?
    Sponsorluklar en karmaşık süreçlere sahip iletişim faaliyetlerinin başında gelir. Bu süreç önce kapsamlı ve çok boyutlu araştırmalarla başlar.  Bu veriler ışığında sponsorluk alanı belirlenir ve süreç planlanır. Nihayetinde sponsorluk gerçekleştirilir. peki bu kadar mı? Elbette hayır! Belki de her şey …Sonraki Sayfa » […]
  • KSS projelerinin ölçümlenmesi
    Ölçümleme halkla ilişkilerin belki de en çok tartışılan aşamalarından biri olmuştur. Bu durum Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projeleri için de değişmemekte. Kimi yazarlar KSS projelerinin etkinliğinin ölçümlenmesinin zor olduğunu söylemektedir (Miller, Ahrens, vg). Bu görüşe sahip yazarlar çoğunlukla KSS projeleri …Sonraki Sayfa » […]
  • İnternette yer alan haberlerimizin hedef kitlemiz üzerindeki etkilerini ölçümleyebilir miyiz?
    İnternet üzerinde yer alan haberlerimizi elbette ki ölçümleyebiliriz. Unutmayalım ki ölçümlenemeyen hiçbir durumda faydadan söz edilemez. İnternet üzerinde yayınlanmış olan haberlerin ölçümlenmesinde de klasik mecralarda olduğu gibi kalitatif ve kantitatif olmak üzere iki kriter mevcuttur. Kalitatif kriterimiz haberlerin hedef kitlemizde …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkiler ölçümlemesinde yeni bir model : PRSMR
    PRSMR yaklaşık bir ay önce duyurulduğunda halkla ilişkilerciler tarafından heyecanla karşılandı. Kurumlar ve PR ajansları PRSMR’ın detaylarını biran önce öğrenebilmek için hem Era hem de Vedea’dan oldukça yoğun randevu talepleri oldu. Her iki kurumunda takvimleri oldukça sıkışık durumda. Bu durum aslında …Sonraki Sayfa » […]
  • Neden küresel ekonomik kriz ortamında iletişimi kesmeliyiz?
    Eğer küresel ekonomik krizi bahane edip iletişiminizi ölçümlemiyorsanız, iletişiminizi kesmenizde fayda var. Ali Saydam her fırsatta Sir Ian Vallance’dan ödünç aldığı şu sözü söyler “ölçmüyorsan yapma” çok da doğru söyler, ölçmüyorsan yapma… Aslında iletişim ile ilgili hemen herkesin bildiği bir …Sonraki Sayfa » […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümlemenin tarihi
    Halkla ilişkiler pazarlamanın en önemli bileşenidir. Halkla ilişkiler yöntemleriyle hedef kitlenin kurum ya da ürün hakkındaki düşünceleri değiştirilebilir, tüketici davranış ve alışkanlıklarına etki edilebilir, hissedarların firmaya dair beklentileri şekillendirilebilir, çalışanların motivasyonları artırılabilir. Sağlanan bu faydalardan söz edebilmek için ö […]
  • Halkla ilişkilerde CPM
      CPM(Cost Per Thousand-her 1000 kişi başına maliyet), hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamak için katlandığımız bedeli ifade eder. Ya da başka bir değişle Hedef kitlemizden 1.000 kişiye erişim sağlamanın maliyetidir. CPM Günümüzde pazarlamacılar için reklam, sponsorluk ve etkinlik projelerini …Sonraki Sayfa » […]