Cem İlhan ile Tribeca ve Halkla ilişkiler üzerine bir söyleşi

Tribeca’yı kurmaya nasıl karar verdiniz, kuruluş öykünüzü anlatır mısınız?

trb.jpg Tribeca İletişim Danışmanlık’ı, bundan 11 sene önce 3 Mart 1997’de kurduk. Kuruluş döneminde 5 ortaktık. Ama Türkiye’de ortaklıklar zor işler. Zaman içinde dostum, Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi ve Sabah Gazetesi köşe yazarı Soli Özel dışında diğer ortaklarımla yollarımız ayrıldı. Ben 1990’dan beri iletişim sektöründeyim. Bir dönem reklamcılık da yaptım; Tribeca’yı kurmadan önce Capitol Basın ve Halkla İlişkileri’in Genel Koordinatörüydüm. Daha çok da işin mutfağında çalışan bir kişiydim.

O şirkette kuruluşundan itibaren 5 yıl çalıştım. Ne zaman ki Capitol’den ayrıldım, gördüm ki benim o zaman geldiğim noktada, benim beklentilerime uygun olarak kendi bünyesinde beni değerlendirebilecek şirket yok, kendi şirketimi kurmaya karar verdim. Aslında o dönemde çok az birebir müşteri ilişkisi tecrübem vardı. Ama zora giren insan öğreniyor. Bu dönemde bana en büyük desteği halen sektörel meslek kuruluşumuz İDA’nın da başkanlığını yürüten Necla Zarakol’un verdiğini belirtmeliyim. Şirketi bilfiil faaliyete geçirmeden önce, nakit akışını sağlamak için en az 2-3 müşterimiz olması gerktiğini düşünüyordum. Bunlardan bir tanesini Necla Zarakol’un himmeti ile alabildim. Şirketi Mart ayında çok dar bir ekiple kurduk. Yanlış hatırlamıyorsam, ben ve iki ortağım artı, bir sekreter, bir idari sorumlu, bir muhasebeci arkadaş ve 2 medyacı. Ardından bir ay sonra hala müşterimiz olan Tetra Pak ile çalışmaya başladık.

 

Şirket ismimizin babası da Soli Özel’dir. Şimdi aynı fikirde değilim ama, o dönemde, muhakkak bir yabancı isim olsun istiyordum. Bir iki beyin fırtınası toplantılarının ardından, Soli New York’un sanatçılar semti Tribeca’dan ilham olarak bu ismi önerdi ve biz de kabul ettik gitti. Sonrası ise biraz maceralı oldu, Ticaret Sicil’e gidince, bize dendi ki “artık şirketlere yabancı isim koymak yasak”; bunun üzerine ayaküstü, hemen orada şirket ortaklarının isimlerinin ilk harflerinden yola çıkan bir isim yarattık “Zamas” şeklinde ve hemen ardından “Tribeca” isimini marka olarak tescil ettirip kullanmaya başladık. Ama talihsizlik işte, marka tescilini aldıktan 3-5 ay sonra catering işi de bizim markamıza ait olmasında rağmen, Tribeca Cafe’ler kurulmaya başladı. Gereksiz sürtüşmeler yaşmamak adına durumu olduğu gibi kabul ettik. O gün bugündür Tribeca Cafe’ler de, biz de kendi hayatımızı yaşıyoruz.

Kurumunuzun organizasyon yapısı / işleyişi ve insan kaynağı hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

tri2.jpgTribeca’da toplam 33 kişi çalışmaktadır. Kuruluşumuzun organizasyon yapısı üç sacayağı üzerindedir: Medya İlişkileri, İçerik Üretimi ve Müşteri İlişkileri. Bunu bir ara değiştirip her üç fonksiyonu da bir kişi üzerinde sabitlemeye çalıştık ancak sektörün insan kaynaklarının mevcut yetkinlikleri içerisinde bunun müşteri memnuniyeti cephesinde zaaf yarattığını kısa zamanda farkettik ve yeniden eskiye döndük. Maalesef Türkiye’de hem müşteri hem medya ilişkisini yürütebilen, aynı zamanda yazı yazıp, yeri geldiğinde etkinlik yönetebilen bir çalışan profili çok güç. Bu seviyeye ulaşanlar da ya patron oluyor ya da müşteri veya ajans cephesinde üst düzey yönetici. Bunun dışında bir dönem yüksek olmakla birlikte Tribeca’nın önemli bir özelliği çalışan sirkülasyonun oldukça düşük olmasıdır. Tribeca’nın halihazırda 8 kişilik bir çekirdek ekibi vardır senelerdir değişmeyen, bu arkadaşlar büyük ölçüde gerçek anlamda danışman seviyesindedirler. Bunun dışında da 5 yılı aşkın süredir birlikte çalıştığımız bir çok arkadaşımız bulunmaktadır.Şirketimizin işleyişine yani iş süreçlerine gelecek olursak: Sanırım öncelikle, fazla mütevazi olmadan, bizim teknolojiyi iyi kullanan bir şirket olduğumuzu söyliyebiliriz. İş süreçlerimiz büyük ölçüde bir eletronik bilgi yönetim sistemi üzerinden çalışır. Dün- bugün – yarın çizgisinde bütün işlerimizi kayıt altında tutar, her gün gerçekleştirdiğimiz görevleri zaman bazlmı olarak takip ederiz. Şöyle özetliyeyim ki, son yedi yıldır hangi müşterilerimizle nerede, ne yaptık, mesajlarımız nelerdi gibi bilgileri şu an tek bir tuşla elde edebilecek durumdayız. Bunun dışında her Pazartesi öğleden sonra müşterilerimize muhakkak bir aksiyon planı yollarız ve en önemlisi her müşterimizi olabildiğince bir stratejik planlama mantığına dahil etmeye çalışırız.

Tribeca’da bir gün nasıl geçer? Üstelik İstanbul’un cenneti Kuzguncuk’ta?tri4.jpg

Aslında bu soruyu benden çok Tribeca çalışanlarına yönlendirmeniz gerekir. Ama ben de kendimce cevaplandırmaya çalışayım. Tribeca’da mesai sabah saat 9’da başlar, herkesin bir 15-20 dakikalık tolerans sınırı vardır. Akşam mesaisi ise, teorik olarak 18:00’de biter ama tam bu saatte çıkan hemen hemen hiç kimse yoktur. Şirket genellikle 19:00 gibi boşalır. Öğlen 12:30 ile 13:30 arası yemek molasıdır. Bu sürede arkadaşlarımız civardaki küçk lokantalarda yemeklerini yer – çoğunluğun tercihi Limonluk Cafe’dir – vakit varsa ya şirketimizin bahçesinde ya da İsmet Baba ve Çınaraltı Cafe’ye bitişik küçük parkda Boğaz manzarasında sohbet eder. Onun dışında bilgisayar karşısında geçen hummalı saatler haricinde sıklıkla, ya bizde ya ofislerinde müşteri toplantılarımız vardır. Ayrıca Pazartesi sabahları standart genel koordinasyonve arada proje geliştirme toplantılarımız olur. Şu dönemde sigara yasağı ve havaların güzel olması sebebi ile bu toplantıların bir bölümünü bahçede yapıyoruz.

Tribeca’yı Tribeca yapan özelliklerini paylaşır mısınız? Bir şirket neden sizden hizmet almayı tercih etmeli?

tri3.jpgTribeca’yı Tribeca yapan aslen dört önemli özellik olduğunu düşünüyorum. Birincisi biz bilgiye değer veren ve müşterilerini iyi “öğrenen” bir şirketiz. İkincisi hizmet odaklı bir şirketizdir. Müşterilerimizle neyin olmayacağını değil, elde imkanlarla optimum neler yapılabileceğini konuşmayı tercih ederiz. Ve bu konuda zaman, mekan darlığı gibi gerekçelere sığınmayı da zül addederiz. Üçüncüsü iş odaklı bir şirketiz. Müşterilerimiz için önerdiğimiz her proje ve aksiyonda birincil sorumuz, yaptığımız veya yapacaklarımızın nasıl bir iletişim katma değer yaratacağı sorusudur. Sonuncusu ise, bence işimizin olmazsa olmazıdır, biz gerçekten de güvenilir bir şirketizdir. Ne müşterilerimizi yolda bırakırız büyük küçük farketmez, ne de müşterilerimizin bizimle paylaştığı bilgilerine karşı sorumsuzluk yaparız.

Sonuç olarak biz büyük küçük ayrımı yapmadan işini kuralları ile “iyi yapan” bir şirketiz; medya ilişkilerimiz güçlüdür, içeriğe önem veririz, stratejik düşünme kapasitemiz yüksek tecrübeli bir ekibiz, müşterilerimiz de bunu bilirler; o nedenle de uzun süreli, yani 5 ylıdan yukarı çalıştığımız bir çok müşterimiz vardır.

Kurulduğunuz yıldan bu yana, sektördeki değişimi yorumlar mısınız? Değişim, Tribeca’ya nasıl yansıdı?

Geriye dönük son 10 yıla baktığımda, sektörümüz açısından söyleyebileceğim en belirgin şey artan kurumsallaşma ve farklılılaşmadır. Bu sürec halen eksileri artıları olmak üzere bütün hızı ile devam ediyor. Bundan 10 -15 yıl öncesinde,öncelikle mesleğimiz hakkında bilgi ve birikim bu kadar çok değildi. Bu iş daha elemanter düzeyde yapılır durmda idi. Yani bülten gönderimi düzeyinde basın ilişkileri, iyi kokteyl düzenleme düzeyinde etkinlik yönetimi. O dönemde stretajik iletişim, planlama gibi kavramlar herkesin çok uzağında idi.
Bu noktada tek tek şirketler ve bireyler bir yana, asıl kırılmayı yaratan PRCI (şimdiki İDA)’dır. Bugün en azından IDA üyeleri nezdinde kurumsallaşmanın bir hayli mesafe katettiğini söyliyebilirim. Aslında mesleğimiz 15 yıl gibi kısa bir sürede bir hayli hızlı mesafe aldı ve bugün artık tıpkı reklamcılık gibi vazgeçilmez bir iletişim disiplini haline gelmiş durumda. Bunun böyle olduğunu en açık kanıtı, daha önce bu tip hizmetlere hiç talebi olmayan sektörlerin ve şirketlerin de özellikle 2001 sonrasında profesyonel hizmet talep eder olmalarıdır.

Halkla ilişkiler, iletişim danışmanlığı, stratejik iletişim danışmanlığı, pazarlama iletişimi derken, sektörde kurum yapılanmalarında bir kavram kargaşası söz konusu. Bu durum müşterilerin kafasını karıştırmıyor mu?

Az önce kurusallaşmadan ve farklılışmadan bahsettim. Bu iyi bir gelişme ancak her iyiliğin beraberinde kuşkusuz bir takım sakıncaları da oluyor. Sorunuzda bahsettiğiniz durum da bu çerçevede değerlendirilebilir. Ama bu kaçınılmaz bir şey. İletişim sonuçta genel bir yönetim ihtiyacı ya da bir başka deyişle, her kurumun tıpkı finansını veya insan kaynaklarını yönettiği gibi yönetmesi gereken bir fonksiyondur. Ancak yine her kurumun bulunduğu yer ve ihtiyaçlar doğrultusunda farklı talepleri olması da kaçınılmazdır. Bu çerçevede, bazı müşteriler pazarlama iletişim ağırlıklı hizmet talep ederler, bazıları sadece medya da tri5.jpg görünürlük talebi içerisindedirler, bazıları daha öngörülü ve daha güçlü kaynaklara sahip olarak stratejik iletişim danışmanlığı ihtiyacı hissederler.

Özetle, nasıl bir fırında sadece bir tip ekmek pişmiyorsa, bizim sektörün fırınında da farklı hizmetler vardır ve bu da çok doğal. Bunu kafa karışklığı yaratan bir durum değil bir hizmet farklılaşması olarak görmek gerekir. Biz Tribeca olarak, bu tip farklı taleplere cevap verebilecek esnekliğimiz muhafaza ediyoruz ve onu önemsiyoruz.

Bir şirket, halkla ilişkiler hizmeti almak istediğinde, bir ajansı nasıl seçmeli ve ajansından beklentilerini nasıl ortaya koymalı?

Şu an reklamcılıkta olduğu gibi, ajans seçimlerinde en yaygın yöntem konkur uygulaması. Kuşkusuz bu süreci iyi örgütleyen şirketler de var, kötü örgütleyen, hatta zaman zaman PR şirketlerini istismar edenler de var. Eksileri ve artılarına rağmen bence halihazırda en doğru yöntem bu. Bizi doğrudan seçen ve hiç konkura başvurmayan müşterilerimiz olsa da, biz sıklıkla yeni müşterilerimizi konkur sürecinde kazanıyoruz. Burada benim görebildiğim iki husus sözkonusu. Birincisi ve en önemlisi potansiyel müşteri ile bizim aramızdaki kimya uyumu. Bunu aslında ilk anda hissediyorsunuz ya aynı dili konuşuyorsunuz ya da konuşamıyorsunuz. İkincisi müşterinizin beklentilerine cevap olarak geliştirdiğiniz yaklaşım. Bu iki boyut aslında bir yerde de birbiri ile sıkı sıkıya bağlantılı. Eğer bu süreci iyi yaşarsanız tabii ki üçüncü aşama fiyatlandırma. Ülkemizde genelde şirketler, halkla ilişkiler ajanslarına yönelik olarak reklamcılarda olmadığı kadar fiyat duyarlılar. Biz de örneğin bir ve ikinci parametreleri tam anlamı ile karşılayıp sonra da fiyat barajında kaldığımız durumlar sıklıkla oluyor.

Şirketler halkla ilişkiler ajanslarından beklentilerini nasıl ortaya koymalı sorusuna gelince bence aslen bizim işimizin en kritik noktası. Genelde, benim görebildiğim kadarı ile, gerisinde en az 10-15 yıl PR şirketi çalışma tecrübesi olmayan, ilk 500 şirket sıralaması içiresinde yer alan 50-60 firma haricinde şirketlerlerde beklentiler konusunda bir netlik yok. Zaten öyle olduğu içinde, çok kere aynı konkur sürecinde 1 liralık hizmet sunmayı vadeden ajans ile 10 liralık hizmet vadeden ajanslar aynı konkur sırasına girebiliyorlar. Tabii umut kırıcı bir durum bu. Burada bence görev yine, mesleğin daha ancak emeklemeden yürüme aşamasına geçtiği gerçeğini kabul ederek, PR şirketlerine düşüyor. O görevde şirketlere gerçeklerine uygun olarak, onlar adına, beklentilerini tarif etmek ve bu konuda olabildiğince gerçekçi olmak. Sonuçta her şirket, bu işe yıllardır yatırım yapan X Holding değil…

Çok sayıda halkla ilişkiler firması var ancak, birçok firmanın hizmet kalitesi ve standartları oldukça düşük. Sektör standartlarının oluşması konusunda neler düşünüyorsunuz? Bu konuda sektörün STKları üzerlerine düşeni yerine getirebiliyorlar mı?

Evet çok sayıda halkla ilişkiler şirketi var. Ama bu kaçınılmaz çünkü bizim sektörümüzde, dünyada da olduğu gibi, aslen pazara girişi kolay; bariyerler çok düşük… Ben hep söylerim “bu işin aslı bir masa, bir kasadır” diye. Nitekim 2001 krizinden sonra, özellikle yüksek sayıda medya mensubunun işine son verilince, bunların önemli bir bölümü bizim mesleğimize yatay geçiş yaptılar. Hakikaten çok fazla şirket kuruldu. Bunların içinden başarı ile süreklilik kazananlar da oldu ve oluyor; bir süre sonra “kazın ayağı böyle değilmiş” diye vazgeçenler de oldu ve olmaya devam ediyor.

Tabii bu madalyonun sadece bir yüzü; öte yandan bu süreçte bu işi gerçekter ciddiye alan en az 10 firma gerçekten belli noktalara geldi, belli ciroları yakaladılar ve kurumsallaşma noktasında ilirlemeye başladılar; aynı şekilde yine bu süreçte meslek örgütlerimiz de mesleki standartları geliştirmek noktasında önemli mesafeler katettiler. Ayrıca kayda değer bir husus da ajansların karşısında, yani masanın öteki tarafında da şirketlerde çalışan meslektaşlarımızın bu alanda gerçekleştirdikleri atılımlardır.

Kanımca sonuçta bu dinamik bir süreç; önümzedik 5 yıl içerisinde, Türk ekonomisinin giderek daha fazla küreselleşmesi ile zaten uluslararası PR netwörklerinin de buraya ilgisi artararak sürecek ve tıpkı reklamcılık sektöründe olduğu gibi biz de mesleki standartlar artan biçimde kökleşecektir. Bir 5- 10 yol sonra bu sektörde çalışan kişiler hem daha iyi maaşlarla çalışacaklar hem de daha fazla mesleki tatmin elde edecekledir. Bu hem ajans hem müşteri tarafından çalışan mesleşktaşlarımız için geçerli.

Son zamanlarda en çok beğendiğiniz halkla ilişkiler çalışmasını paylaşır mısınız?

Spesifik olarak bir projeyi isimlendirmek tercihinde değilim. Sadece şunu söyliyebilirim, KSS diye adlandırılan ama aslen bal gibi pazarlama iletişimi projeleri olan işler hariç, adlı adınca sosyal pazarlama projeleri ve açık sözlü kurumsal iletişim projeleri benim her zaman birincil tercihimdir.

Eklemek istediğiniz bilgiler varsa, lütfen paylaşır mısınız?

Son sözüm şu olsun: Atatürk “ben sporcunun zeki çevik aynı zamanda ahlaklı olanını severim” demiş… Umalım aynı özellikler bizim için de geçerli olsun…

 

Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür eder, halkla ilişkiler sektörünün bloğu PR bu olarak, Tribeca’yı sektördeki sağlam duruşu ve nitelikli işlerinden dolayı kutlarız.

“Cem İlhan ile Tribeca ve Halkla ilişkiler üzerine bir söyleşi” için 0 Yorum yapılmış.


  1. Yorum Yapılmamış

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gerekiyor.




          

RSS PR notu | Halkla ilişkilerde ölçümleme

  • Barselona deklerasyonu ya da İlk uluslararası PR ölçümleme standartları
    Halkla ilişkilerde ölçümleme önemli bir problem teşkil etmekte. Hali hazırda kullanılan ölçümleme metotlarının özellikle reklam eşdeğerin doğru ve kaliteli sonuçlar vermesi konusunda sektörde ciddi görüş ayrılıkları söz konusu. Bu muallâklık sadece Türkiye’deki değil tüm dünyada ki araştırmacılar için geçerlidir. Cem İlhan bir makalesinde; “ kabul etmek gere […]
  • Halkla ilişkilerde ölçümleme süreci
    […]
  • Sponsor olduk, peki amacımıza ulaştık mı?
    Sponsorluklar en karmaşık süreçlere sahip iletişim faaliyetlerinin başında gelir. Bu süreç önce kapsamlı ve çok boyutlu araştırmalarla başlar.  Bu veriler ışığında sponsorluk alanı belirlenir ve süreç planlanır. Nihayetinde sponsorluk gerçekleştirilir. peki bu kadar mı? Elbette hayır! Belki de her şey yeni başlıyor Sıra geldi son aşama olan ya da bir sonraki […]
  • KSS projelerinin ölçümlenmesi
    Ölçümleme halkla ilişkilerin belki de en çok tartışılan aşamalarından biri olmuştur. Bu durum Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) projeleri için de değişmemekte. Kimi yazarlar KSS projelerinin etkinliğinin ölçümlenmesinin zor olduğunu söylemektedir (Miller, Ahrens, vg). Bu görüşe sahip yazarlar çoğunlukla KSS projeleri ile işletmelerin kârlılığı arasında doğrud […]
  • İnternette yer alan haberlerimizin hedef kitlemiz üzerindeki etkilerini ölçümleyebilir miyiz?
    İnternet üzerinde yer alan haberlerimizi elbette ki ölçümleyebiliriz. Unutmayalım ki ölçümlenemeyen hiçbir durumda faydadan söz edilemez. İnternet üzerinde yayınlanmış olan haberlerin ölçümlenmesinde de klasik mecralarda olduğu gibi kalitatif ve kantitatif olmak üzere iki kriter mevcuttur. Kalitatif kriterimiz haberlerin hedef kitlemizde kurumumuzun ya da ma […]

RSS PR Planlama

  • Halkla ilişkilerde başarının sırları!
    Halkla ilişkilerHalkla ilişkilerde Başarıya koşarken nelere ihtiyacınız var? Elbette halkla ilişkilerde başarının ön koşulu, halkla ilişkilerin bütün aşamalarında titiz davranmak ve gerekleri yerine getirmektir. Halkla ilişkilerde başarıya koşarken ihtiyacını olan bilgileri özetle size hatırlatmayı amaçlayan kısa bir sunum hazırladık. Umarım işinize yarar. […]
  • Zorlu ama fırsatlarla dolu bir ekonomik ortamda PR uzmanlarına öğütler
    Etkisi artarak devam eden küresel ekonomik kriz, yerel boyutta da finansman ve kredi sıkıntısını beraberinde getirdi. Ekonomideki daralma, müşterinin bütçesinde, pazarlama iletişimi kaleminde kısıntılara gitmesine yol açarken birçok proje de daha başlamadan bitti. Peki, yaşanan bu kriz süreci kurum ve sektör adına, yetişmiş elemanların sektöre kazandırılması […]
  • Etkinlik planlamasının saçayağı
    Etkinlik planlamak için yola çıktığımızda bizi başarıya taşıyacak üç temel unsuru inceleyelim. Kurumun; misyonunun, vizyonunun, ilkelerinin ve hedeflerinin belirlenmesi Etkinlik planlamanın ilk şartı, kurumun, misyonunu, vizyonunu, ilkelerini, amaçlarını ve hedeflerinin belirlenmiş olup olmadığını kontrol etmektir. Bir eksik varsa tamamlamalı yanlış varsa do […]
  • Küresel ekonomik kriz ortamında stratejik iletişim planı hazırlamanın 6 altın kuralı
    Küresel ekonomik kriz ve krizle ilgili ardı ardına gelen haberler, herkesi ve bütün işletmeleri tedirgin etmeyi hatta paniğe sürüklemeyi başardı. Oysa biliyoruz ki bu dönemi en az hasarla atlatmanın ilk kuralı soğukkanlı davranmak. Planlama, kriz ve resesyon gibi olağandışı durumlarda önemi bir kez daha artan yönetim fonksiyonudur. Şimdi kararlar almak ve bu […]
  • Planlama yapmak ya da körebe oynamak
    Gözleriniz kapalı hedefinizi yakalayabilir misiniz? Planlama yapmadan hareket etmek, gözler kapalı hedefe koşmakla gibidir. Körebe oynamak çok eğlencelidir elbette fakat iş dünyasında bu oyun size büyük kayıplar getirebilir. Bu kayıpların olmaması için planlamaya önem vermeli yani gözlerimizi açık tutmalıyız. Önlenebilir risklere girmenin anlamı var mı? Bu k […]