Artık pazarlamaya çalıştığımız ürünü kullanan tüketiciler, bizim üretirken kendilerinin ise tüketirken çevrenin nasıl etkilendiğiyle daha mı çok ilgili olacaklar?
Artık her geçen gün daha çok çevre ve iklim haberleriyle karşılaşıyoruz. Bir yanda kuraklıkla ve susuzluk, kuruyan göller, barajlar, bir yanda büyük seller fırtınalar ya da eriyen buzullar. Atmosferde sera etkisi oluşturan gazların salınımında ulaşılan nokta ve küresel ısınmayla ilişkilendirilen iklim haberleri hepimizi tedirgin etmeye başladı bile. Birkaç yıl öncesine kadar küresel ısınma ve iklim değişikliği haberleri birkaç bilimsel makaleden öteye geçmez ve sadece tek tük muhalif basında yer alırken, artık hemen her gün dünyanın en seçkin yayın kuruluşları bu haberleri yayınlamaya başladı. Artık en çok sera etkisi yaratan karbon salınımında hatırı sayılır dev enerji şirketlerinin baskısı bile bu haberlere engel olamıyor.
Yeni bir satınalma faktörü devrede.
Küresel ısınma ve iklim değişikliği haberleri var olan durumu bizlere anlatırken, bu durumun sebebini de ortaya koymakta: tüketim alışkanlıklarımız. Yani bu haberler, refahı hedefleyen tüketicilerin refahlarının bedeli olarak küresel ısınmanın giderek tehdit olduğunu, zımnen de olsa anlatıyor. İşte bu noktada pazarlama iletişiminin yeni bir argümanı güçleniyor. Hiçbir tüketiçi dünyanın katili ya da iş bu katlin işbirlikçisi olmak ya da kendini böyle konumlandırmak istemez. Tüketicinin bu durumu hissetmesi ya da bu durumun giderek daha çok tüketici tarafından algılanması bir süreci gerektirir. İşte şimdi bu süreç başladı, doğal olarak sosyo-ekonomik statü, eğitim gibi değişkenlerin etkinliğinde yaygınlaşıcaktır.
Ey marka küresel ısınma için ne yaptın?
Kimse tüketiciden tüketim alışkanlıklarını değiştirmesini beklemesin, en azından önümüzdeki 5-6 yıl için bunu öngörebiliriz. Küresel ısınma için hükümetlerden bir şeyler bekleyen tüketicilerin; uzak tatil beldelerine gitmemelerini, uçak kullanmamalarını, enerji kullanımını % 80 oranında azaltmalarını, arabalarını garajdan çıkartmamalarını beklemek hayalcilik olur. Ama küresel ısınma ve iklim değişikliği felaketinin farkına varmış tüketiciyi rahatlatacak bir mekanizma gerekli. İşte bu mekanizma tüketicinin marka tercihi olarak kendisini gösterebilir. En düşük enerji ve su tüketimini sağlayan beyaz eşya markasını tercih etmek tüketiciyi oldukça rahatlatacaktır. Kullandığı otomobilin en az yakıtla en çok yol alan enerjiyi verimli kullandığını bilmek, tercih ettiği deterjan firmasının fabrika bacalarında uyguladığı özel filitre sistemi ile sera gazları salınımını azalttığını bilmek ve bütün bu nedenlerden ötürü daha çok bedel ödeyerek bu ürünleri satın aldığını bilmek bu yazıda tanımlamaya çalıştığımız ve giderek AB sosyo-ekonomik statü içerisinde karekterize olacak olan tüketici profilimizi iç huzuruna taşıyarak, cennetin anahtarını vadedecektir.

Türkiye’de markalar cephesi
Türkiye’de Arçelik, marka iletişiminde çevreye saygılı duruşun en önemli örneğini sergilediğini düşünüyorum. Faaliyet alanının markanın ürünlerinin elektrik enerjisini kullanıyor olmasının bir avantaj sağladığı düşünülebilirse de bu avantajı rakiplerinin çok önünde kullanan Arçelik oldu. Çelik’e çevreci bir kimlik de yükleyerek Ekolojist adını verdiği daha az su ve enerji tüketen bulaşık makinesi üreterek tüketicinin karşısına çevreci ve sorumluluk sahibi kimliğiyle çıktı. Aslında önemli olan bu durumun iletişimini başarıyla yapmış olması. Tanımladığımız hedef kitleyle örtüşen mecralarda reklamlar ve çevre ödülü haberleri ile bu konuda da liderliğini sürdürdü.
Kurumsal Sosyal Sorumluluk
Küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle ilgili olarak tüketici için önemli üç unsur var: ilki, Arçelik örneğinde de değindiğimiz ürünün kendisinin küresel ısınma karşısında aldığı pozisyon bizatihi hizmet ya da ürünün küresel ısınma ve iklim değişikliği ile ilişkisi, ikincisi, hizmet ya da ürünün üretim sürecinin küresel ısınma ve iklim değişikliği üzerine etkisi, üçüncüsü ise, bu iki unsura ek olarak tercih edilen markanın çevreye ilişkin kurumsal sosyal sorumluluk projeleridir. KSS derken süreçleri planlanmış marka ve konu fayda etkisi ölçümlenebililen sürdürülebilir çevre projelerini kastediyorum yani Kurumsal Sosyal sorumluluk kavramını tanımın gereklerinde kullanıyorum. Son dönemde sıkça konuşulmaya başlayan bu kavram ne yazık ki bizim iletişimcilerimiz tarafından da yeterince anlaşılamamış görünüyor . Buradan hemen belirtelim ki, kurumssal sosyal sorumluluk hayır işleri ya da sivil toplum kuruluşları sponsorluğu değildir. Belki KSS konusunu ayrıca başka bir yazıda işlemeliyim.
Dikkat! İletişim stratejinizi oluştururken artık küresel ısınma ve iklim değişikliğinide hesaba katma vakti geldi!
Not: Marketing Türkiye dergisi 1.2.2007 tarihli sayısında yayınlanmıştır.







PR arama motoru
TUHİD
İDA
“Tüketici çevre baskısı altında!” için 0 Yorum yapılmış.