Ticari kurumlar ekonomik olarak karlı olamazlarsa varlıklarını sürdüremez ve sermaye sahiplerine karşı sorumluluğunu yerine getirememiş sayılırlar. Benzer biçimde kurumlar ilişkide olduğu tüm paydaşlarla sorumluk ilişkisi içindedirler. Farklı platformlardaki bu sorumluklar, çevresel kaynakların korunması, insan haklarının korunması, iş ahlakı ve etik kurallara uyum, çalışanların hakları olarak çeşitlenir. Artık, işletmeler sadece ekonomik ve teknik kuruluşlar olarak tanımlanamamakta, sosyal olarak da tanımlanmakta, toplumun kendilerinden beklentileri boyutlandıkça topluma karşı üstlerine düşen sosyal sorumlulukları ister istemez yüklenmek veya gözden geçirmek durumunda da kalmaktadırlar. Kurumsal sosyal sorumluluk – KSS - bu yönüyle ele alındığında şirketin tüm stratejisine damgasını vurur, şirket işleyişinin, iş yapma anlayışının özünde yer alır, kalıcı ve devamlıdır dolayısıyla bir proje mantığı taşımaz.
Yoğun olarak 1980 sonrasında kullanılmaya başlanmış olan sosyal sorumluluk kavramı OECD’ye üye olan ülkeler tarafından geliştirilerek, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası gibi kuruluşlar tarafından da önemi vurgulanmaktadır. Yapılan araştırmalar en etkili sosyal sorumluluk projelerinin eğitim, sağlık alanlarında ve sürekli olarak yapılmasının etkili sonuç verdiğini göstermektedir.
Sosyal sorumluluk projeleri Türkiye’de de kurumsal şirketler tarafından hızla benimsenmiş ve gelişen her platform gibi, kavram karmaşalarının yaşandığı bir platform oluşturmuştur. Teoride kurumsal sosyal sorumluluk, sosyal içerikli sponsorluk vb kavramlar birbiri yerine kullanılabilmekte, uygulamada etik boyutları tartışma yaratabilecek süreksiz projeler ve kimi zaman tanıtımı için yapılan reklâm harcamalarının projelerin bütçesinin üstüne çıktığı olgular gözlenmektedir.
Artık işletmelerin, toplumsal sorumluluklarını dikkate almadan itibar kazanmaları söz konusu değildir. Kuruluşların toplumsal sorumluluklarıyla ilgili performans gösterebilecekleri birincil alan, başta kendi çalışma alanı, işyerleri ve çalışanlarıyla ilişkileri, onlara karşı sorumluluklarıdır. Çalışanların aile hayatlarına saygılı ve yardımcı olmak, farklı fikirlere sahip olanları saygıyla karşılamak ve çalışanların gelişimine yönelik yatırımlar yapmak, çalışanların iş güvenliğini sağlamak sorumlu işverenlerin özen göstermesi gereken konulardır.
The World Business Council, sürdürülebilir gelişme için KSS yi sürdürülebilir ekonomik gelişmeye iş yaşamının eşlik etmesi, katkı sağlaması biçiminde tanımlamaktadır. Yasa ve düzenlemeler üzerine ancak bunların da ötesinde yapılandırılması gereken KSS nin taahhütleri şu konularda olacaktır:
• Kurumsal yönetişim ve etik
• Sağlık ve güvenlik
• Çevresel yönetim
• İnsan hakları (temel iş yaşamı hakları dahil olmak üzere)
• İnsan kaynakları yönetimi
• Toplumsal bağlılık, gelişme ve yatırım
• Oralılara hürmet etmek,
• Kurumsal hayırseverlik ve çalışanların gönüllülüğü
• Müşteri memnuniyeti
• Rüşvet ve yolsuzluk karşıtlığı
• İnandırıcılık, şeffaflık ve performans raporlama
• Tedarikçi ilişkileri.
Sağlık ve güvenlik, kişisel ve toplumsal gelişmişliğin en temel iki öğesi olarak kabul edilmektedir. 1950 li yıllarda ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) ve WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ortak komitesi tarafından hazırlanan ve 1995 de son halini alan tanımda çalışma yaşamında sağlık ve güvenliğin sağlanması konusunda “İş sağlığı, hangi işi yaparlarsa yapsınlar çalışanların fiziksel, zihinsel ve sosyal refahının mümkün olan en yüksek düzeye çıkarılmasını ve burada tutulmasını, çalışma koşullarından kaynaklanan sağlık sorunlarının önlenmesini, işçilerin işleriyle ilgili sağlık risklerinden korunmasını, özetle işin insana insanın da işine uygun hale getirilmesini hedefler” denilmiştir.
Bu yaklaşıma uygun davranmak kurumların sosyal sorumluluk anlayışlarıyla ilgili midir? İnsan kaynakları-İK- alanındaki tüm uygulamalar aslında firmanın sosyal sorumluluk anlayışını bire bir yansıtır. Çünkü tüm İK uygulamaları çalışana, şirkete ve topluma aynı anda fayda sağlama felsefesi üzerine kurulmuştur. Artık, işletmeler sadece ekonomik ve teknik kuruluşlar olarak tanımlanamamakta, sosyal olarak da tanımlanmakta, toplumun kendilerinden beklentileri boyutlandıkça topluma karşı tutum ve davranışlarını değiştirerek üstlerine düşen sosyal sorumlulukları ister istemez yüklenmek veya gözden geçirmek durumunda da kalmaktadırlar.
Kurumların çalışma ortamlarında iş güvenliği kültürünü yerleştirmek, çalışanları için sağlıklı çalışma ortamları oluşturmak için verdiği uğraşlar, çalışanların emniyeti ve sağlığı için gerekli iş güvenliği sistematiklerinin oluşturulması, iş süreçlerinin emniyetli hale getirilmesi, çalışanların sağlığının korunması ve geliştirilmesi için gösterilen kurumsal çaba örneklerini kurumsal sosyal sorumluluk çerçevesinde tartışmak, bu anlayışın paylaşılmasına ve yayılmasına katkı sağlamak için gerekli görünmektedir.
Ülkemiz, iş kazaları bakımından dünya üçüncüsü durumundadır. Geçen yıl SSK’nın yayınladığı rakamlara göre, Türkiye’de çalışan, 1600’ün üzerinde yetişmiş sanayi işçisi insanımız iş kazalarında ölmüştür. Bu rakam AB’na girmek için uğraş veren ülkemi ve karşılaştırmalı olarak bakıldığında AB üyesi ülkelerden kat kat fazladır.
Emniyetli çalışma, çalışanların iş yaşamı kalitesinin genel hayat kalitesine olan etkisinin farkında olması, güvenlik ve sağlık konusunda bilgili olması, tutumunun sağlıklı ve güvenli çalışmaya karşı olumlu olması ve çalışma davranışının güvenli olması halinde elde edilir. Bir sonuç olarak güvenli davranış ise, sağlık ve güvenlik kültürünün yerleştiği ortamlarda sağlanabilir. Davranış odaklı güvenlik, sağlık ve güvenlik kültürünün sadece bir parçasıdır ve dünya çapında bir güvenlik kültürünün oluşturulması için altı kriterden söz edilmektedir. Bu kriterler; üst yönetimin görünür taahhüdü, orta kademenin sürekli ilgisi, gözetimcilerin performansa odaklanması, çalışanların aktif katılımı, sahadaki uygulamaların yerleştirilebilmesi için esnek bir sistem ve güvenliğe ilişkin tüm çalışanların olumlu algısıdır Benzer olarak; olumlu bir sağlık güvenlik kültürü insancıl, liderliğe dayalı, güvene dayalı, görünür ve bütüncül oluşu ile karakterizedir. Elbette bu kriterlere, yasa koyucunun düzenlemeleri ve yaptırımları olmasını da eklemek yerinde olacaktır.
Güvenli çalışmayı destekleyen bir kültür ortamı, planlama, organizasyon, işe girişilmeden önce yapılan detaylı çalışmaların bir sonucu olacaktır. Kuruluşlar, çalışanlarına davranışa odaklanmış iş güvenliği eğitimleri vererek ve sürekli olarak “emniyetli çalışma yollarının kullanılması ” konusunda kararlı bir yaklaşım içinde olurlarsa kazasız iş yapabilirler. Organizasyonların güvenlikle ilgili sorumluları tanımlaması, eğitim ve yetkinliklerin düzenlenmesi, ödüllendirme, yaptırım uygulamaları ve denetim, gözden geçirme ve karşılaştırma çalışmaları da tüm seviyelerdeki çalışanlar arasında organizasyonun emniyetli çalışma için gösterdiği kararlılığı yansıtacaktır.
Kurumsal sosyal sorumluluğun temelinde toplumdan aldığını topluma kazandırma anlayışı, kurumların topluma ve çalışanlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmesi ve bu yolla itibar kazanması vardır. O halde, kazaların ve meslek hastalıklarının önüne geçilebilmesi için işyerlerinde ‘Önce İnsan, Önce Sağlık, Önce İş Güvenliği’ anlayışı yerleştirilmeli, tüm süreçlerde öncelik iş sağlığı ve güvenliğinde olmalıdır. Çalışanlar ile işverenler arasında iş sağlığı ve güvenliği duyarlılığı ve bilincinin oluşması sağlıklı ve güvenli işyerinin oluşumu ile paralellik taşımaktadır. İşletme kültürünün sağlık ve güvenlikle ilgili yönelimi çeşitli kültür değişimi programları ile değiştirilip geliştirilebilir.
British Safety Council’e göre, yönetimin sağlık ve güvenlikle ilgili iletişime önem vermesi ve kurum içi iletişim fırsatlarını bu anlayışla değerlendirmesi, teknik ve hukuki açıdan sağlık ve güvenlikle ilgili sorumluluklarına ek olarak aşağıdaki unsurlara dikkat etmesini de gerektirir.
1. Emniyetli çalışma ortamının oluşturulması için danışma, talimat, eğitim ve etkili denetimin sağlanması, bunun uygulanmasında yasal mevzuatın ve organizasyonun belirlediği kurallara uyulmasının sağlanması.
2. Çalışanlarda emniyet bilincinin yerleştirilmesi için kurumsal iletişime ağırlık verilmesi, emniyet bilincini artırıcı eğitimler yapılması.
3. Çalışanlar ve işçi temsilcileri ile birlikte işlerin emniyetli bir biçimde yapılabilmesi için değerlendirmeler yapılması.
4. Çalışanların sağlık, emniyet ve refahına yönelik yazılı bir demecin ortaya konulması, yayınlanması ve gerekli olduğu sıklıkla revizyondan geçirilmesi. Bu tür bir demecin çalışanlara ulaştırılması, güncelliğinin korunması ve etkili kılınabilmesi amacı ile denetime tabi tutulması, bu taahhüdün, politikanın etkinleştirilmesine yönelik prosedürlerin detaylarını içermesi ve emniyete dair bireysel sorumlulukları tanımlıyor olması gereklidir.
OSHA (Occupational Health Safety Administration) son yıllarda programlarında personelin sağlık ve güvenlik konusuna ilgisini artırmayı, yeni bir güvenlik kültürü anlayışını cesaretlendirmeyi, önleyici yaklaşımları vurgulamaktadır. Davranış odaklı güvenlik, bu yaklaşımları içine almaktadır. Davranış odaklı güvenlik yaklaşımında sağlanması gerekenler şunlardır;
1-İyi uygulamalar tanımlanmalıdır.
Her birim ve her operasyon için özelleştirilmiş kontrol listeleri hazırlanmalı, güvenli davranışlar ve şartlar açıkça tanımlanmalıdır.
2-Örnek olucu liderlik uygulanmalıdır.
Çalışanlara referans oluşturacak davranışsal standartlar liderler tarafından çalışma ortamında uygulanmalıdır.
3-Sağlık ve güvenliğe çalışanlar dahil edilmeli ve sahiplenmeleri sağlanmalıdır.
Çalışanlar yeterince sahiplenirse pozitif değişiklikler oluşacaktır.
4-Ucuz atlatılmış tehlike olarak açıklanabilecek ramak kaldı olaylarının raporlanması ve önleyici çözümler güçlü bir şekilde cesaretlendirilmelidir.
Ramak kaldı olaylarının raporlanmasını engelleyen korku ve sıkılganlık çalışanlar nezdinde bertaraf edilmelidir.
5-Başarılara odaklanılmalıdır.
Davranışsal yaklaşımda iyi uygulamalara ait bilgi toplanması, yanlış uygulamalarınsa düzeltilmesi desteklenmelidir. Günlük gözlemlerde tespit edilen güvenli davranışların artışı kutlanmalı, çözümler tanımlanmalı ve uygulanmalıdır.
6- Gözlemler günlük olarak yapılmalıdır.
Güvenli davranışlar ve koşullar etkinlik ve kalite açısından günlük olarak ölçülmelidir.
Çalışma alanlarının gözlem ihtiyacına uygun hazırlanmış kontrol listeleri yardımıyla günlük gözlemler kayıt edilmelidir.
7-Doğru yapılan işler onaylanmalıdır.
Önleyici yaklaşımlar kullanan şirketler geleneksel yaklaşımda olduğu gibi güvensiz davranışlara, kaza ve yaralanmalara değil, iyi ve doğru yapılan uygulamalara, ramak kaldı olaylarının raporlanması gibi önleyici olana odaklanmalı ve bunları tüm çalışanlarla paylaşmak ve doğru yapılan işleri ödüllendirmek için fırsat yaratmalıdırlar.
8-Devamlılığın sağlanması için yapılandırılmış geri bildirim sağlanmalıdır.
Gözlemler, güvenli davranış ve durumlarla ilgili anında ve sözel olarak yapılmalıdır.
9-Tüm çalışanların konuya bağlılığı, ilgisi sağlanmalıdır.
Sonuç olarak, KSS gibi çoğunlukla “dışarıdakilere”, nadiren dışarıdakilerle birlikte “içeridekilere” yöneltilen kurumsal çabalar, kurumun gerçekte ya sahip olduğu ya da -mış gibi yaptığı bir sorumluluk anlayışı yansıtmakta. Ülkemizde çok sayıda insanın sadece çalıştıkları için ciddi sağlık ve güvenlik risklerini taşıdıkları pek çok iş yeri var. Devlet ise, sağlık ve güvenlik için aslında ne yapılacağını söylüyor ama nasıl yapılacağını söylemiyor. Çözüm, KSS anlayışına sahip uygulamalarda. Sorumluluğunu üstlenen işveren, çalışan ve diğer paydaşlarla, demokratik katılıma açık biçimde, sistematik ve önleyici bir anlayış ile sağlık ve güvenlik alanında iyi uygulamalar oluşturulabilir.
“Katkıları için Ulus Kürşat Şerifoğlu’na teşekkürler”

Şimdiye kadar -Corporate Social Responsibility CSR -kurumsal sosyal sorumluluk projeleri (KSS ) hakkında okuduğum en anlamlı yazı. Şöyle ki, bu konuya sadece kampanyatif ve reklam bazında değerlendirildiği son derece doğrudur. Halbuki gerçekten var olmak isteyen bir şirket,benzer teknolojileri kullanan diğer şirketlerden sadece çalışanlarının performansı-verimliliği-şirketini sahiplenmesi ile ayrılacaktır. Bunun farkına erken varan uzakdoğu menşeili otomotiv şirketleri çalışanlarının sağlığı ve güvenliğini 1. öncelikte tutmakta ve hatta onlara iş garantisi vermektedir ( Toyota Örneği ). Çalışanlarının kıymet / kıymetli olduğu şirketler ayakta kalabilmektedir. O yüzden KSS projelerine ciddi önem verilmesi, bu projelere ciddi kaynaklar ayrılmış olması öncesinde, şirketlerin kendi çalışanlarına -yani kıymetlerine- benzer önemi göstermesi gereklidir. Aksi takdirde toplumda imajı iyi olan ama içeride durumu vahim olan ve uzun vadede/küresel piyasada ayakta kalamayacak şirketler durumuna düşülmesi kaçınılmazıdır. Kurumsal Sosyal Sorumluluk projeleri içeride (çalışanlarına) ve dışarıda (topluma) aynı paralelde seyretmelidir.
Yazara teşekkür ediyorum.
Saygılarımla,