Uzun yıllar basında görev yaptıktan sonra halkla ilişkileri seçtiniz. Zarakol’u nasıl kurdunuz, o yıllarda Türkiye’de halkla ilişkilerin durumunu anlatır mısınız?
Basında 15 aktif yıl geçirdikten sonra bir holdingin halkla ilişkiler müdürlüğünü üstlendim, beş yıl süren bu görevim sırasında kurumsal bir yayın çıkarmaktan, reklam şirketini yönetmeye kadar çeşitli işler yaptım, daha sonra buyuk reklam şirketlerinden birinde PR direktörü olarak çalıştım o sıralarda politikayla da aktif olarak ilgileniyordum ve çalışma koşullarım buna izin vermiyordu. TÜSİAD’a basın danışmanı olarak geçtim. Bu defa TÜSİAD’daki işler bana hem rutin hem az göründü, bir şirket kurup kendi adıma özellikle meslek örgütlerine ve STK’lara danışmanlık yapmak istedim. TÜSİAD ve Kalder’in o yıllarda ortak yürüttükleri Ulusal Kalite Kongresi’nin zaten danışmanıydım, TÜSİAD’ın Görüş dergisini yayına hazırlıyordum. İki de meslek örgütünü müşteri olarak alınca bir ortakla birlikte yola çıkmak için her şey hazır hale geldi. Ortaklığımız 2 yıl kadar sürdü, 1995’den itibaren yoluma yalnız olarak devam ettim.
Ben kendimi hep danışman olarak tarif ettiğim için o yıllarda halkla ilişkiler alanında ne yapıldığını çok iyi bilmiyorum, ama daha çok etkinlik üzerine kurulu bir yapı olduğunu sanıyorum. Çünkü bizden de bu tür talepte bulunanlar oluyordu, biz reddediyorduk. Hatta 1998 yılında çalışmaya başladığımız bir banka ile şube açılışlarının davetlerini organize etmeyi reddettiğimiz için birlikteliğimizi sürdüremedik. O yıllarda şirketimiz 5-6 kişiden oluşuyordu, 1997 yılında Turkcell ile çalışmaya başlayınca farklı bir yola girdik. Ben yine kendimi danışman olarak tanımladım, şirketin etkinliklerini bu alanda uzman şirketler yapıyordu. 1999 yılında IXIR’le çalışmaya başladık. O dönemde mağaza içi etkinliklere kadar her işle ilgilendik. IXIR çok hızlı büyüyen bir internet servis sağlayıcısıydı. Altı ay içinde o kadar büyüdü ki biz başka bir müşteriye hizmet veremez hale geldik ve kadromuz şişkinleşti.. Sonra hızlı bir batış bizi de sürükledi. Tekrar küçülmek zorunda kaldık. 2001 krizinden sonra şirketin iş modelini değiştirdim. Hızlı bir büyüme sağladık ve bugünkü konumumuza geldik.
Zarakol’u Zarakol yapan özelliklerini paylaşır mısınız? Bir şirket neden sizden hizmet almayı tercih etmeli?
Bunu anlatmak için önce neden Zarakol olduğunu anlatmam gerekiyor galiba.. 15 yıl önce ortağımla birlikte şirketi kurarken, prosedürleri mecburen biraz ağırdan aldık, yeri tuttuk telefonları bağlattık, bir iki eşya da koyduk ama, bir türlü içine giremedik. O arada bir sekreter tuttuk, her sabah ona bu gün telefonla ararlarsa telefonu şöyle açacaksın diye tembih ettim. Ben dışarıdan arayıp test ediyordum, dili dönüyor mu, ne dediği anlaşılıyor mu diye, her gün yeni bir ismi denemek zorunda kaldım. Bir iletişimci ulaşılabilir olmalıydı. O arada işlemlerimizi yürüten kişi de devamlı şirketin ismi ne olacak diye bizi sıkıştırıyordu. Ortağımla tartıştık ve bari kendi soyadlarımızı koyalım, zaten dünyada da bu böyle yürüyor dedik. Bunun çok ağır bir sorumluluk olduğunu açıkçası o zaman düşünmemiştim.
Sonra ortağımdan ayrılırken, -zaten iki yıllık bir deney de yaşamıştık- adımı taşıyan bir şirketin benim karakterimi yansıtması gerektiğini net biçimde anladım. Ondan sonra başıma ne gelecekse, kişisel-yada kurumsal beni doğrudan ilgilendirecekti.
Bu nedenle bugüne kadar şirketimde olan biten her şeyle yakından ilgilendim, müşterilerle yapılan yazışmaları, basına gönderilen bültenleri önceden ya da sonradan mutlaka okudum, sunumlara burnumu soktum. Şirkette çalışan yöneticilerden idari personele kadar herkesi tek tek şahsen işe almışımdır, alırım, hiç biri tesadüfen burada değildir. Bir kısmını entelektüel kapasitesi yüksek olduğu, bir kısmını çalışkanlığı ve iyi iş yapma becerisini hemen hissettiğim, bir kısmını temsil kabiliyeti yüksek göründüğü, bir kısmını da güvendiğim kişiler tavsiye ettiği için işe alırım. Şirketimi büyük bir aile gibi yönetirim. Benim hayata bakışım, duruşum, ilkelerim, duyarlılıklarım, ilişkilerim şirketin hayata bakışına, duruşuna, ilkelerine ve duyarlılıklarına yansımıştır.
Benim için hayatta en önemli değerler dürüstlük ve itibardır. Şirketim için de öyledir. Para kazanmak hep ikinci planda kalmıştır. Biz yapmayacağımız şeyleri vaad etmeyiz, sözümüzün sonuna kadar arkasında dururuz, müşterilerimizin bize güvenmesini bekleriz, bu güveni korumak için gereken her şeyi yaparız. Bizden bekleneni mutlaka yerine getirmeye çalışırız, kimseyi yarı yolda bırakmayız. Yolda karşımıza çıkabilecek pürüzleri çözmeyi işi bitirdikten sonraya bırakırız, müşterimizle kavga etsek dahi sonuca kadar yürürüz. Amatör bir ruhla ama gerçek bir profesyonellikle çalışırız. Hatalarımızdan ders alırız, aynı hatayı ikinci kez yapmamak için uğraşırız. Çalışanlarımın hepsi kendi küçük hatalarının bile beni şahsen inciteceğinin farkında ve bilincindedirler.
Tabiî ki, bilgi birikimi ve deneyim bir danışmanlık şirketinin olmazsa olmaz değerleridir, bu konuda belli bir iddiamız vardır. Buna karşılık kendimizi hala öğrenen bir organizasyon olarak tanımlarız ve gerçekten dersimize çok çalışırız.
Zarakol’u birçok halkla ilişkiler kuruluşundan ayıran özelliğinin insan kaynağındaki süreklilik olduğunu biliyoruz. Çalışanlarınızın uzun yıllar kuruma bağlı kalmasını nasıl sağlıyorsunuz?
Bu sorunun yanıtı 2. sorunun içinde de kısmen var. Hayatta çok hızlı yükselmek ve en ünlü, en çok para kazanan kişi olmak gibi idealleri olan eskilerin diliyle “kifayetsiz muhteris” insanlara bizim şirketimizde yer yok. Buna karşılık bir şeyi en iyi yapmak konusunda hırsı olan insanları severim. Emin adımlarla ilerlemek isteyen, güvenilir olmayı tanınmış olmaya tercih eden, özel yaşamında bile insanlara ve çevresine duyarlı, başkalarının haklarına da kendi hakkı kadar saygı gösteren, empati yeteneği güçlü kişileri seçerim. Eleman alırken iki farklı yol izlerim, ilki şudur; ders verdiğim, ya da konuşma yaptığım öğrenciler içinde gözleri parlayan, anlamlı konularda merakını göstermekten çekinmeyen, akıllı soru soranları kafama not ederim. Eleman ihtiyacım varsa onları davet eder, aralarından seçim yaparım Bizde kış yaz hep stajyer olur. Onları yasal haklarını da vererek bir ay, iki ay deneriz. Onlar arasından gözüme kestirdiklerim olursa zamanı geldiğinde kadroya alırım. Yeni başlayanlar eğer onlara emek ve zaman verirseniz, kısa sürede en değerli çalışanlarınız olabilirler. İkinci yol, deneyimli eleman alırken izlediğim yoldur, güvendiğim dostlarım, yakınlarıma sorarım. Aradığım kişinin niteliklerini net bicimde tanımlayıp farklı sektörlerden ya da medya içinden bulmaya çalışırım. İşe aldıktan sonra da herkesi tek tek ve dikkatle izlerim. Bazen günlerce yüzlerini görmediğim olur, ama geliş gidiş saatlerini, ne ölçüde verimli çalıştıklarını, verimleri düştüyse neden düştüğünü genel olarak bilirim. Biraz öğretmen, biraz anne, biraz abla, biraz patron, biraz politikacı gibi davranırım.
Bugüne kadar sektördeki herhangi bir şirketten transfer yapmadım, yapacağımı da sanmıyorum. Başka kültürleri şirketimize taşıyacak ve buradaki kimyayı bozabilecek elemanlardan dikkatle kaçınırım. Şirketimizin 15 yıllık geçmişinde işten atılan çalışan sayısı çok düşüktür. Bunun için yalan söylemek ya da müşteriye saygısızlık gibi ciddi gerekçeler ararım. Kendileri de çok parlak önerilerle karşılaşmadıkça burada kalmayı tercih ederler. İşten bir kere ayrılmış bir elemanı tekrar geri almam. Bugüne kadar bunun iki istisnası oldu. Ama ikisi de mecbur oldukları için işten ayrılmışlardı geri aldım.
Bugün itibariyle idari personelim dışında kalan 30’dan fazla kişinin yarısından fazlasının ilk işidir Zarakol…Medyadan gelen arkadaşlarımın da PR tarafındaki ilk işidir diyebilirim.
Sektörde, kuruluşların çoğunda patron/yöneticileri görüyoruz. Bir iletişim kuruluşunda patron/yönetici olmanın avantaj ve dezavantajlarından söz eder misiniz?
Bu aslında gerçek bir avantaj ve dezavantaj.. Yaptığımız iş özen isteyen bir iş. Reklamcılardan farklı olarak biz müşterilerimizin en önemli hatta bazen gizli düşüncelerini bile bilmek zorunda kalıyoruz. Böyle durumlarda müşterilerimiz, bu bilgilerini ya da sorunlarını karşılarındaki şirketin en üst düzeydeki sorumlusuna emanet etmek istiyorlar. Sonuçta uzun vadeli bir yol arkadaşlığından söz ediyoruz. Bu tür bir beraberlikte iki tarafın da birbirine yüzde yüze yakın güvenmesi gerekiyor. Ya da hızlı çözüm arıyorlarsa yine karşıdaki kişinin hemen yanit vermesini bekliyorlar, reklam dünyasında olduğu gibi “biz ajansa dönelim, çalışalım, size şu kadar zaman içinde yanıt veririz” denilmesini istemiyorlar. Öte yandan patronun aynı zamanda yönetici olması, yaptığı işe derinlemesine hâkim olabilmesini sağlıyor. Müşteriye nüfuz edebildiğiniz ölçüde de –ben buna kılcal damarlarında bile dolaşabilmeliyiz derim- etkin iş yapabiliyorsunuz, olumlu sonuç alabiliyorsunuz.
Bu bizim şirket olarak müşterimize de sunduğumuz bir avantaj ve karşılığını da alıyoruz. Ama aynı zamanda bizim için de dezavantajı oluşturuyor, müşteri alışınca en sıradan işlerin yönetiminde bile karşısında patronu görmek istiyor, beklentiler karşılanamaz hale gelebiliyor. Benim kişi olarak sektördeki diğer meslektaşlarımdan daha da zor bir durumum var, çünkü şirket benim adımı taşıyor.
Değişim Yönetimi’ni hizmet alanlarınız içinde görüyoruz. Böylesi değişken bir toplumda/ortamda bir iletişimci olarak şirketlerde değişimi yönetirken nelere dikkat ediyorsunuz? Aynı soruyu bir de sizin şirketiniz için sormak isteriz. Zarakol’da gelecekle ilgili planlarınız neler? Planladığınız değişimleri yönetmek için neler yapıyorsunuz?
Bu mesleğin en sevdiğim tarafı bu zaten. Durgun ve geleneksel şirketlerle çalışmaktan zevk almıyorum. Zaten geleneksel sektörlerden pek müşterimiz yok. Buna karşılık her gün biraz daha ilerlemeyi, kabuk değiştirmeyi, değişmeyi isteyen şirketlerle birlikte olmak hepimiz açısından çok öğretici ve düşündürücü oluyor. Mevcut durumu sağlıklı biçimde belirledikten sonra olmak istenen yere bakıldığında aradaki yol çok heyecanlı ve sürprizlere açık bir yol. Hedefe dönük bir plan ile karşılaşılabilecek sürprizler için hazırlanacak senaryolar ciddi bir çalışma gerektiriyor. Bir sürü kaynak karıştırıp, bir çok heyecanlı tartışma yaptıktan sonra bir noktaya gelmek benim için de çalışanlarım için de en iyi eğitim oluyor.
Zarakol’a gelince, şirket 15 yıllık tarihinde birkaç kez değişti, başlangıçta iki yardımcımla benden oluşan ve belli konseptler üzerinde çalışan bir şahıs şirketiydi, zaman içinde ticari beklentileri de bulunan ancak butik çalışmayı tercih eden bir şirket oldu, 2001’den sonra iddialı, sektörünün lider şirketlerine danışmanlık veren bir şirkete dönüştü, 2005’den itibaren kurumsallaşmayı hedef alan bir şirket oldu, 2007’de 5 ortaklı bir anonim şirket olduk. Bu yılın ortalarına kadar yatay bir organizasyon olarak çalıştık. Benim başkanlık ettiğim büyük bir takım gibi..Müşterilerimize sadece onlara çalışan benim başkanlık ettiğim ekipler hizmet veriyordu. Bu yılın ikinci yarısından başlayarak yeni bir yapıya dönüşüyoruz, 2009 başında bu dönüşüm tamamlanmış olacak. Şirket bu kez iki büyük takıma bölünüyor; müşteri takımı ve medya takımı olarak. Iki takımın da başında beş yılı aşkın süredir şirketimizde çalışan, denenmiş ve yetenekli profesyoneller var. Kendi takımlarını genel müdür yetkisiyle yönetecekler. Bugüne kadar şirketimiz belki benim gazetecilik geçmişim dolayısıyla medya ilişkilerindeki başarısıyla öne çıktı, müşterilerimize verdiğimiz diğer hizmetler geri planda kaldı. Ben önümüzdeki dönemde ağırlıklı olarak müşteri ilişkileri tarafında olmayı planlıyorum. Portföyümüzde çok ciddi kurumlar var, onlarla çok yakın çalışarak, bulundukları sektörleri yakından izleyerek, internet ve mobil teknolojilere daha fazla kafa yorarak kendimize farklı iş ve uzmanlık alanları yaratabileceğimizi düşünüyorum.
Son yıllarda iletişim kuruluşları portföylerine STKları da dahil etmeye başladılar. Siz bu konuda öncü kuruluşlardansınız. Bize, Zarakol’un STKlarla ilgili yaklaşımını anlatır mısınız?
Ilk sorunuza verdiğim yanıtta da belirttiğim gibi, Zarakol’u kurma amacım zaten bu alandaki birikim ve deneylerimle öncelikle STK’lar ve meslek örgütlerine yararlı olmaktı. Gerçekten 15 yıldır, TÜSİAD başta olmak üzere, Kimya Sanayicileri Derneği, Otomotiv Sanayicileri Derneği, TÜROB; Kalite Derneği, TÜRSAB; TYD gibi bir çok meslek kuruluşuyla profesyonel olarak çalıştım. Kendi derneğimiz TÜHİD’in, TESEV’in Yönetim Kurulları’nda yer aldım, PRCI’ın ve simdi IDA’nın kurucu üyelerindenim, PRCI’da bir yıl başkanlık yaptım, iki yıla yakın bir süredir de IDA’nın başkanıyım. ACEV’in 7 Çok Geç kampanyası için iki yıl etkin biçimde çalıştım, ÇYDD ile Turkcell’in Kardelenler projesi dolayısıyla yakın ilişkim oldu. Visa’nın Renkli Ufuklar projesi ve diğer müşterilerimizin çeşitli işleri için TEGV ve TOGV gibi kuruluşlarla işbirliği içindeyiz. Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın gönüllüsü ve yine onun en yoksul kadınları üretime katmak için mikrokredi vermek üzere kurduğu Maya İktisadi İşletmesi’nin danışma kurulu üyesiyim. Ozel Sektör Gönüllüler Derneği’nin kurucularından biriyim ve şu anda Yönetim Kurulu’nda yer alıyorum. Sivil Toplum Kuruluşları ile eğer projeleri ilgimi çekiyorsa (ilgimi çekmek için topluma değer katacağına inanmam gerekiyor) ve gerçekten katkı sağlayabileceksem, iş dışında kalan kendi özel zamanımı memnuniyetle ayırıyorum, bazen iş zamanımdan çalıyorum ve gerekli durumlarda şirket personelinden ilgi duyanları da çalıştırıyorum. Bu tür projelerin sahibi olan kuruluşun çalışanlarına yaptığı gibi benim şirketimin çalışanlarına da değer kattığına inanırım. Sorun çözme, takım liderliği, birlikte çalışma becerisi gibi.. Bu tür projelere çalışanlarımın da hevesle yaklaşıyor olması şirketimin en çok övündüğüm yanlarından biridir. Ayrıca önemli sivil girişimleri de arkadaşlarımla birlikte keyifle destekleriz, örneğin son seçimlerde bağımsız aday Baskın Oran’ın medya ilişkilerini karşılıksız yürüttük, Garaj İstanbul’u çok seviyoruz ve destek olmaktan gurur duyuyoruz. Merkezi Ankara’da olan Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin bu alandaki çabalarına katkımız istenirse seve seve veriyoruz. Müşterilerimize UNICEF, UNDP gibi kuruluşlarla yakın çalışmaları yolunda tavsiyelerde bulunuyoruz. Aslında STK’larla ilgili bir standart politikamız ya da yaklaşımımız yok, galiba benim kişisel olarak 68 kuşağı olmaktan gelen ve ülke sorunlarının ille de içinde olmaya çalışmak gibi bir kişisel özelliğim var. Ya politikayla ilgileneceğim, ya da ilgilenemiyorsam sorun çözmek için örgütlenmiş birilerinin yakınında, yanında içinde olacağım.
Siz de bir sektör STKsı olan İDA’nın başkanısınız. Sizce İDA, hedeflerine ulaşabildi mi? Sektör kuruluşlarının itibarını artırmak, haksız rekabet, kayıt dışı faaliyet ve etik dışı davranışlara karşı bilinç yaratmak konularında, dernek kurulduğu günden bu yana ne tür gelişmeler kaydettiniz? Gelecek planlarınız neler?
Bu konuda iyimser de değilim, kötümser de..STK’ların yapısından gelen hastalıklarının hepsi IDA’da var, Cem Boyner’in çok sevdiğim bir sözü vardır, siyaset yaparken sık sık dile getirirdi, “vatanı kurtarmak gerek dersen herkes kosar, ama vatan için bir kova su taşımak gerek dersen herkes toz olur”..
Bizim de IDA’da vatanı kurtarmak gibi bir misyonumuz olamıyor, ama vatan için derneğin bütün üyelerinin birer kova su taşıması gerekebiliyor. Ama ne yazık ki üyeler yeterince katılımcı olamıyor.
Bir çok önemli işi başardık, ama önümüzde yapılması gerekenlerin sayısı yaptıklarımızdan kat kat fazla..Örneğin üyelerimizden yarısı kalite standartları denetiminden geçti, şimdi kalanlarıyla birlikte ikinci denetime hazırlanıyor, müşterilerin, çalışanlarımızın ve basının çalışmalarımıza nasıl baktığına ilişkin iki yıl önce TÜHİD’le birlikte yaptırdığımız araştırmayı bu yıl yeniliyoruz, Mediacat ile birlikte yılda bir adet de olsa tematik ekler yayınlamaya ve belirli konulara nasıl baktığımızı hiç olmazsa sektöre anlatmaya çalışıyoruz, kuruluşumuzdan bu yana iki tane önemli konferans yaptık. Dört yıldır, yılda üç kez verdiğimiz eğitimle pr profesyonellerini ortak bir dil etrafında birleştirmeye çalışıyoruz, yine TÜHİD’le birlikte, KSSD ve TKYD ile birlikte bir kurumsal sosyal sorumluluk platformu oluşturmak ve bu alandaki hızlı kirlenmeye bir dur demek için çaba harcıyoruz. Yaptığı işin içeriğini ve niteliğini anlatmak ve kendini kabul ettirmek için zorlanan bir sektörü temsil eden bir derneğin, dışardaki olumsuzluklar alabildiğine sürerken itibarını da söyle artırdı demek zor. Ama biz yine de çabalarımızın karşılığını almaya başladığını düşünüyoruz. Geçtiğimiz yıldan bu yana, başta Merkez Bankası olmak üzere bir çok büyük kurum seçimlerini IDA üyeleri arasından yapmaya gayret eder hale geldi. Bir IDA üyesi ile işbirliğini bitiren şirketlerin arayışına yine IDA üyeleri arasından devam etmesi doğallaştı. Müşteri tarafı, belli bir standarda taşıdığınız iletişimi daha sonra da aynı çizgide devam ettirmeyi istiyor. Tanımlanmış iş süreçleri, benzer ölçümleme ve değerlendirme raporları ve etik standartlardan vazgeçmiyor.
Eklemek istediğiniz bilgiler varsa, lütfen paylaşır mısınız?
Teşekkür ediyorum.
Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür eder, halkla ilişkiler sektörünün bloğu PR bu olarak, Zarakol’u çalışmalarından dolayı kutlarız.
Fotoğraflar, Yusuf Ceylan/İSİS







PR arama motoru
TUHİD
İDA
Derslerimizde ve örneklerimizde Zarakol firmasının hizmetlerini anlatıyoruz. Halkla ilişkilerle ilgili çalışan nadir kişilerden kaldığınız ve üstün kaliteyle hizmetlerinizi sürdürdüğünüz için teşekkürler Necla Hanım. Öğrencilerimize umut ışığı oluyorsunuz.