Geçtiğimiz günlerde İletişim Danişmanlığı Şirketleri Derneğinin yeni dönem başkanlığını üstlenen, Grup7 İletişim Danışmanlığı Şirketi’nin de başkanı olan Cengiz Turhan ile İDA ve İDA’nın gündemi üzerine bir söyleşi yaptık.
F. Paksoy: Öncelikle yeni göreviniz için sizi tebrik etmek istiyoruz.
C.Turhan: Teşekkür ederim.
F. Paksoy : İDA’nın hedefi halkla ilişkiler sektörünü geliştirmek ve hizmet standartlarını yükseltmektir; Ancak üye sayısı iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olan bir mesleki sivil toplum kuruluşunun bu hedefi gerçekleştirmesi sizce ne kadar mümkün ? Sizin dışınızdaki diğer halkla ilişkiler kuruluşlarının standartları ne olacak, bu konuda ne yapılabilir?
C.Turhan: Dünyanın hiçbir yerinde tüm halkla ilişkiler şirketlerini belirli bir standarda oturtmak mümkün değil. Bu yalnız bizim sektör için geçerli değil. Diğer sektörlere bakıldığı vakit kimilerinin belli standartlara sahip olduğunu ve kimilerinin de olmadığını görürürz. Bu kaçınılmaz. Türkiye için baktığımızda bizim temel sorunumuz, sektörde yer alan şirketlerin gerçekten vaad ettiği hizmetleri verebilecek kapasiteye sahip olup olmadığıdır.
Halkla İlişkiler konusunda yetkin ajanslar mı piyasayı oluşturuyor? Bu sorunun cevabını kim, hangi otorite verecek? Bir mesleki akreditasyon kurumu olmadığına göre yapabileceğimiz tek şey hizmet standartlarını belgelemeyi sağlamaktı. Yani halkla ilişkiler alanındaki yetkinliğin uluslararası standartlara sahip olmakla ortaya konmasını öngördük.
Şu anda İDA’ya 15 şirket üye, bu sene muhtemelen bu taban biraz daha genişleyecek. Üyeler olarak biz üye olduktan sonraki 3 yıl içerisinde bir danışmanlık standardı almakla kendimizi mükellef sayıyoruz. Burada bahsi geçen standart, CMS ( Consultancy Management Standart – Danışmanlık Yönetim Standardı) denilen Uluslararası İletişim Danışmanlığı Birliği ICCO’nun kabul ettiği Avrupa’da geçerli olan ve bir bağımsız denetim şirketi tarafından verilen bir standarttır. Buna kendinin hazır olduğunu düşünen her şirket başvuruyor. İDA üyesi olduğumuz için biz, toplu başvurular yapabiliyoruz. Mesela; bundan önce 8 şirketimizin topluca başvurusunu yaptık. Aynı dönem içinde hepimiz geçtik. Birbirimizi de destekleyerek oldukça iyi bir şekilde hazırlandık. Bizler İDA üyeleri olarak kendimizi sektör içerisinde öne çıkan ve ayrışan bir grup haline getirmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla, bu anlamda birbirimizi de destekliyoruz. O sekiz şirket şu an CMS’i almış durumdadır. Bu yaz, kalan 7 şirketimiz de CMS için müracaat edecek. Yeni üye olan şirketlerin de en geç 3 yıl içinde bu standardı alması gerekecek.
Bu şöyle bir şey: Eğer sektörün öncüsü olabilecek olan şirketler belirli bir tarzda müşteriye hizmet vermeyi taahhüt edip ona göre kendilerini geliştirirlerse bu da rekabet avantajı haline dönüşür. O zaman diğerleri de kendini buna uyarlama ihtiyacı hissederler ve bu böyle devam eder. Sektörün hizmet standartları yükselir.
Önemli olan müşteri tarafının bunu gömesini ve tercihini standart sahibi şirketlerden yana yapmasını sağlamaktır. Biz de belli bir noktada bunun iletişimini daha fazla yapmaya başlayacağız.
F. Paksoy: İDA’yı ve halkla ilişkiler sektöründeki diğer dernekleri karşılaştırırsak neler söyleyebiliriz, benzerlik ve farlılıklar nelerdir?
C.Turhan: Hâlihazırda Türkiye’de halkla ilişkilerle ilgili 3 tane dernek var. Halkla İlişkiler Danışmanları Derneği, Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD )ve İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği (İDA). Kuşkusuz hepimiz hahkla ilişkiler sektörünün gelişmesi için çalışıyoruz. Diğerlerinden farklı olarak bizim üyelerimiz şahıslar değil tüzel kişiler. Biz şirketleri üye alıyoruz. Biz bu bakımdan yapısal olarak diğer iki dernekten ayrılıyoruz.
TÜHİD ile yakın bir ilişkimiz var. Çünkü bizim üyelerimiz aynı zamanda da bireysel olarak TÜHİD üyesi de olabiliyorlar. Birçoğumuz TÜHİD üyesiyiz. TÜHİD ile ortak olarak sektörümüzle ilgili İletişim Danışmanlığı Algılama Araştırması yapıyoruz. Yenisi sonuçlandı. TÜHİD ve İDA sitelerinden ve prbu’dan erişilebilir.
A.Yaylıoğlu: Sektöre baktığımızda İDA’nın kurulma amacı ile ilgili olarak farklı söylemlerin de dillendirilmekte olduğunu görüyoruz. İDA’nın bütün büyük ajansları kapsamadığı, çalışmalarında birkaç büyük iletişim ajansını temel aldığı ve hatta bu büyük ajansların kendilerine iş ve rekabet alanında fırsat eşitsizliği yarattığı ve bunu haksız bir süreci yönetmede kullandıklarına yönelik bir takım söylentiler dolaşmakta. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

C. Turhan: Fırsat eşitsizliği ya da haksız rekabet gibi bir iddianın ortaya atılabilmesi için bunun bir dayanağının olması gerekir. Sektöre belli bir standart yerleştirmeye çalışmak fırsat eşitsizliği ya da haksız rekabet yaratmak demek değildir. Rekabet avantajı yaratmak ise başka bir şeydir. Sektörün mevcut standartlarının yeterli olmadığı kanaatini paylaşanlar bir araya gelmiş ve yapılan işin bu sektörde standardı yükselteceğine olan inançları nedeniyle buradalar. Yani rekabet avantajı yaratmak için bir araya geldik elbette ama bunu sektöre standart getirerek yapıyoruz.
Sektörü ve şirketleri tanıyanlar İDA sitesine girip üyelere tek tek baktıklarında farklı boylarda şirketlerin üye olduklarını da kolaylıkla tespit edebilirler. Dolayısıyla burada sadece büyük şirketlerin olduğu da doğru değil.
İDA şu ana kadar bizim görebildiğimiz kadarıyla sektör içinde, kendini ve az çok ne yaptığını anlatabilmiş durumda. Birlikteliğin olumlu yanlarını üyeler bire bir deneyimleriyle yaşıyorlar. Üyeler belli bir hizmet standardına sahipler, birçoğu bunu ayrıca belgeleyebiliyor. Dolayısıyla tercih ediliyorlar,
A. Yaylıoğlu: Sonuç itibariyle bir kapalılık söz konusu değil.
C. Turhan: Hayır, kapalılık yok. Açık. Ancak hepimiz belli bir taahhüt ile geliyoruz. Bizim meslek ahlakı ilkelerimiz var. Tüm üyelerimiz girerken bunu kabul ediyorlar. Ayrıca tüm üyeler CMS standardını üye olduğu tarihten itibaren 3 yıl içerisinde alacaklarını bize taahhüt ediyorlar. Bu tüzüğümüzde var. Bu iki temel koşul dışında bizim kimseye dayattığımız herhangi bir koşul yok. Ancak tabii buradaki şirketler yalnızca iletişim danışmanlığı yapıyorlar. Örneğin aramızda sektörümüzün ayrılmaz parçalarından biri olan organizasyon şirketleri yok. Biz ICCO standartlarına göre ana faaliyet alanını danışmanlık olarak belirlemiş şirketleriz.
F. Paksoy: Bu koşullar arasında teşvik etmek de var mı?
C. Turhan: Tabiî ki teşvik etmeyi önemsiyoruz. Şu ana kadar buna çok fazla imkanımız olmadı. Ama bu dönem ana işlerimizden bir tanesi bazı ajansları dolaşarak faaliyetlerimizi onlara anlatmak.
Yaptığımız şeyler arasında benchmarking de var. İyi uygulamalarımızı paylaşıyoruz. Piyasa hakkında sektör hakkında bilgilerimizi, algılarımızı, beklentilerimizi paylaşıyoruz, tartışıyoruz. Eğitim düzenliyoruz. Hem üyelerimize, hem müyterilerimize ve dışarıdan gelen herkese açıyoruz. Büyüklüklerimizi, hangi cirolara ulaştığımızı her yılın sonunda ICCO’ya bildiriyoruz. Bu bilgileri kendi içimizde de topluyoruz. Dolayısıyla ben kendi şirketimin İDA üyesi şirketler arasında ne noktada olduğunu görebiliyorum ve bunu kendi arkadaşlarımla paylaşıyorum. Kendime göre hedefler koyuyorum. Örneğin; “Arkadaşlar bundan sonraki hedefimiz en azından X şirket seviyesine ulaşmaktır” diyebiliyorum.
Sektörde rekabeti zedelemeden daha saydam, daha paylaşımcı bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz ki, o yapı içerisinde çalışanlar da ajanslar da kendilerini daha ileriye doğru geliştirebilsinler. Buradaki temel nokta budur. Ayrıca İDA’ ya ilk dönem kurucu olmayı arzu etmemiş ya da o zaman ulaşılmamış, gidilmemiş ajanslara gitmeye de başladık.
F. Paksoy: Bunu bir gecikme olarak değerlendirebilir miyiz?
C. Turhan : Bir gecikme söz konusu değil. Çünkü, yeni bir faaliyete başladığınız vakit o faaliyeti yerli yerine oturtabileceğiniz hususunda tam emin olmadan bir takım açılımlara giremezsiniz. Öncelikle ilkelerinizi belirler, ne yapmaya çalışacağınıza karar verirsiniz. Daha sonra bunun nasıl gittiğine bir bakarsınız, doğru yolda mıyız dersiniz. Bizim yaptığımız da buydu. Şu an biz İDA olarak çok daha güvenle adım atıyoruz. Bizden önceki iki başkanın ve yönetim kurullarının bugüne kadar yapmış olduklarını biz bir yandan devam ettirirken bir yandan da yeni yönetim kurulu olarak yeni katılımları sağlamayı ana amaç olarak önümüze koyduk. O doğrultuda da temaslara başladık. Hatta ilk katılımı da sağladık. Yenileri de olacak inşallah önümüzdeki günlerde…
F. Paksoy: Son olarak eklemek istediğiniz şeyler var mı?
C. Turhan: İletişim sürekliliği ile ilgili olarak bir şeyler söylemek isterim. Krizle bağlantılı olarak düşündüğümüzde burada önemli unsurlardan bir tanesi iletişimin süreklilik arz eden bir çaba oluşu, yalnız kriz döneminde değil, her dönemde kurumun daha ilk aşamada karar verip iletişime başlaması ve düzenli iletişim yapan bir kurum haline gelmesi iş sonuçlarına çok ciddi katkılar sağlamaktadır.
Yöneticilerin büyük çoğunluğu bunu görmüşlerdir. Bizim bir önceki araştırmamıza göre, bu sene sorularımızı cevaplayan yöneticilerin %100’ü iletişimin iş sonuçlarına olumlu katkıda bulunduğunu gördü. Yaklaşık iki yıl önce bu oran %80’den düşüktü.
Burada bazen şöyle sorularla karşılaşıyoruz; “Kriz dolayısıyla şirketler bu fonksiyonu geri plana mı itiyorlar, böyle bir eğilimleri oluyor mu?” diye. Temelde böyle bir eğilim görmüyoruz. Bir iki kurumdan hareketle böyle bir eğilim varmış gibi bir şey yaratılıyor. Ancak bizim İDA çevresindeki kurumlara baktığımız zaman müşterilerin önemli bir bölümü iletişim faaliyetlerine devam ediyorlar. Ayrıca üye şirketlerimizin yeni müşteri kazanımları da var. Birkaç ufak tefek kayıp da oluyor tabii… Bu manzaraya bakınca temelde şirket yöneticileri, iletişimin en azından bizim tarafımızda kesintinin yararlı olmayacağı tersine zarar getirebileceğini ve sadece “in house” iletişimi kullanmanın çok ciddi bir riski olduğunu görmüş durumdalar… Bizim en önemli avantajımız, temel kurumsal hiyerarşik yapının içinde olmamamız, meselelere dışarıdan da bakabilmemiz ve doğru bildiğimizi “amirim ne der” düşüncesine kapılmadan ortaya koyabilmemiz… Her zaman kendi kendimizle rekabet etmek, müşterinin tatminini en yüksek düzeyde tutmak zorundayız. Hiçbir surette bürokratlaşma şansımız yok. Bunun için bize başvuruluyor. Ne kadar kuvvetli bir ekibi olursa olsun müşterilerimiz daima danışman şirketlerle çalışmayı tercih ediyorlar.
O bakımdan biz, İDA içinde yaptığımız yoklamalarda, ciddi bir gerileme yaşamadan hatta çok kuvvetli başka yeni dalgalar gelmezse sektörün %5-10 civarında bir büyüme dahi yakalayabileceğini tahmin ediyoruz. Seçimi izleyen günlerde nisbi kıpırdanmalar olacağına inandığımı daha önce ifade etmiştim. Bugünlerde buna ilişkin bazı işaretler gözükmeye başladı. Umarım yanılmayız.
F. Paksoy & A. Yaylıoğlu: Zaman ayırdığınız ve sorularımızı yanıtladığınız için teşekkürler.







“Cengiz Turhan ile İDA üzerine” için 0 Yorum yapılmış.