Habercilik yaşam biçimi olunca insan her ne pahasına olursa olsun haberciliğe devam ediyor. Hal böyle olunca, resmen keyf almak için yaptığım habercilik sayesinde bazı önemli saptamaları yapma şansı buluyorum.
Bazı firmalar –ki adına PR ya da Halkla İlişkiler demekte zorluk çekiyorum- yağmur gibi basın bülteni yağdırıyorlar. Nedenleri konusunda herkes kendince bir takım saptamalar yapabilir. Ancak ben anlamakta zorluk çekerim.
Bir tek firmada çalışan bir tek kişiden; sadece ama sadece bir tek konuda sürü sepet mail gelirse ne yaparsınız?
Bir süre önce Anadolu yakasında bir mekan ile ilgili aynı kişiden aynı günde iki mail adresime birden 5’er tane e mail gönderildi… Buna e-postalarımı kendiliğinden yükleyen BB cihazı da eklenince sonuçta ilkokul matematiği ile bile yapılacak şu hesap çıkıyor.
1 adet Basın Bülteni, 5 gönderim, 2 adres toplamda 10 mail demek… Bu 10 mail bilgisayara yüklenirken bir o kadarı da cep telefonuna yüklenince 20 mail etti mi?… Şimdi değil haber yapmak adamın canı oraya gidip bir kahve bile içmek istemiyor haliyle…
Mail atıp durumu anlattım ve düzeltmelerini istedim.
Benden adreslerini bloke etmemi rica ettiler. Kendileri yapamazlarmış… Ben de istediklerini yaptım ve artık o Kalamış’taki taciz mekanının Basın Bülteni kılığındaki taciz maillerini en azından bilgisayarımda almaktan kurtuldum. Yakın zamanda cep telefonumda da bu işin sırrını çözeceğimi umuyorum…
Derken son olarak, iyi işlere imza attığını gözlemlediğim bir PR ajansından mail yağmuru başladı… Bir yandan Sevgililer Günü, bir yandan da tüketime endeksli firmalar olunca iş iyice çığırından çıkıyor… Aynı arkadaş bir kaç kere aynı marka ve modelle ilgili ama farklı içerikte e postalar gönderdi… Oysa ilk gelen bültenden sonra haberi girmiştim, şirindi…
Ardından gelen mail yağmuru üzerine canım sıkıldı ve haberi silmeye karar verdim…
PR denilen şey sadece gazetecileri taciz ederek onları bıktırmak mıdır?
Bu tarz çalışmanın hem o firmaya hem de müşterilerine ne kadar büyük zarar verdiğini kimse farketmiyor mu?
Gazeteci de insan… O da işini en iyi şekilde yapmak ister doğal olarak…
Onu “hayır” diyemeyeceği şekilde baskı altına almaya çalışmak; eş-dost-akraba ayrıcalıkları ile haber yaptırtmaya çalışmak….
Hayır, bunun adı ne PR ne de Halkla İlişkiler; bu arkadaşlar daha halkın en sosyal kesimi olarak tanımlayabileceğimiz gazetecilerle iletişim bile kurmayı bilmiyorlar…
Eğer yaptığınız işi haber değeri varsa, gazeteci zaten onu haber olarak değerlendirecektir.
İşin en zor tarafı, öncesinde mükemmel olmasa da mükemmele yakın bir kurgu gerçekleştirmektir. Ondan sonrasında bu kurgunun basınla paylaşılmasının sırası gelir. Siz kurguyu iyi yaparsanız, gazeteci gereğini yapar merak etmeyin… Haa hiç bir gazeteci hata yapmaz mı? Yapar elbette… Haber değeri yaşayan bir konuda mesafeli durunca; o konunun sayfalara nasıl yansıdığını gördüğünde bazı şeyleri farkeder… Bırakın o farketsin bunu; ilkinde olmasa da ikincisinde, onda da olmadı üçüncsünde; mutlaka ama mutlaka farkedecektir… Ancak bunun olmazsa olmaz koşulu başarılı bir kurgunun olmasıdır…
Zaten Halkla İlişkiler dediğimiz işin aslında çok küçük bir kısmıdır medya ilişkileri…
Sizler saçma sapan Sevgililer Günü’nde “neden sevgilime o şeyi almam gerektiğini” bana anımsatmayı bırakın da asıl işinizi yapmaya başlayın…
Burada bir söz de bu tarz çalışmaya konu olan firmalara : Eğer siz işinize asgari saygıyı göstermezseniz, başkaları neden göstersin ki?







Birde işin organizasyonsuzluk ayağı var. Bu genellikle sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler gibi tüm şehirlere yayılmış kuruluşlarda olan sorunlardandır. Her şehrin halkla ilişkilerinden sorumlu kişinin aynı liste üzerinden aynı gazeteciye sürekli etkinlikleri hakkında bülten gönderdiğini düşünün…