90’lı yılların sonunda gazeteciler ve halkla ilişkiler uzmanları arasındaki ilişkiyi incelemek için Colorado’da Media and Management Consultant’tan Dean Rotbart, 225 Amerikalı gazeteci üzerinde bir araştırma yapmış. Elde edilen istatistiki bilgilere göre, gazetecilerin %47’si halkla ilişkiler uzmanlarını bir dert olarak görmenin yanı sıra %46’sı da halkla ilişkiler uzmanlarının çoğu zaman doğruyu söylemediklerini düşünüyormuş. Peki zaman geçtikçe halkla ilişkicilerin bu istenmeyen durumdan ders aldıklarını mı düşünüyorsunuz? Bu gün hala gazetecilerin, halkla ilişkiler uzmanlarından yana dert yandıklarını pek çok ilgili kitap, dergi, web siteleri ve bloglarda görmek mümkün. Hatta gittikçe artıyor mu ne?
Halkla ilişkilerci mi? Uzak dursun!
“Halka ilişkiler uzmanlarından gelen telefonlarla sürekli vaktim çalınıyor.”
“Halka ilişkiler sahte olaylar ve düzmece ifadelerle iletişim kanallarını doldurur.”
“ Halka ilişkiler uzmanları tarafından verilen bilgilerin haber değeri olmuyor ve özünde yeni bir şey ifade etmiyor.”
Gazeteci kovalamak için harcadığın zamanı özenli bir basın bülteni için kullanmaya ne dersin?
Yayınlanma tarafından 27 Oca 2012 Kategori: PR yorum 0 Yorum
Teknolojik gelişmeler ve çevresel faktörler yıllardır alışılagelmiş mecraya dayalı halkla ilişkilere daha da dikkatli bakmamıza neden oldu. Türkiye’de halkla ilişkilerin tanımı, sektör olamaması tartışmaları hala devam ederken PR anlayışını, PR’ın geleceğini ve son trend online PR’ı konuşmaya başladık. Özellikle yeni iletişim mecraları PR’ı çok zorlamaya başladı ve bu gelişmelere ayak uydurmak biz PR profesyonelleri için kaçınılmaz oldu. PR alanında eksik ve medya odaklı iletişim süreçleri devam ederken yeni iletişim tekniklerini, sosyal medya ve sosyalleşmeyi, bu yeni trendin nasıl bir parçası olacağımızı konuşmaya başladık.
İşte bu noktada yeni mecralara entegre olurken eski mecraları ise gerektiği gibi kullanmamız gerekiyor.
Genel olarak son yıllardaki PR yaklaşımı medya ile ilişkilendirilmiş durumda. PR’ın olmazsa olmazları lobicilik, mesaj farklılaştırma, sponsorluk ve paydaş nezdinde iletişim unutulmuş durumda. Günümüzde PR’ın başarısı basın küpürleri ile ölçülüyor. Ancak artık PR’ın kabuğunu kırma zamanı.
Sanal âlemde halkla ilişkilerle ilgili son adresler
Yayınlanma tarafından 22 Ağu 2011 Kategori: PR haber 0 Yorum
Terzi kendi söküğünü dikemez sözü belki de en çok halkla ilişkiler mesleğini icra edenlerle ilgilidir. Halkla ilişkiler profesyonelleri hizmet verdiği kuruluşların itibarlarını ön sıralara taşırken kendi aralarında iletişim kurup hukuki bir çatı altında örgütlenme konusunda genelde geri planda kalırlar. Türkiye’de faaliyet gösteren halkla ilişkiler derneklerinin sayısının az olmasını da bir tür meslekten doğan ihmalkarlığa bağlayabiliriz. Var olan derneklerin çoğunluğu ve üye yoğunluğu İstanbul ağırlıklı. Ancak sosyal ağların yaşamımızın içine bu kadar girmesi halkla ilişkilerprofesyonellerini birer sosyal medya canavarlarına dönüşmesine; sanal alemdeki genel adıyla “PRcıların” kendi aralarında sanal örgütlenmelerine de olanak sağladı. Sanal örgütlenmeler yanında dernekleşmiş halkla ilişkiler oluşumlarının da sosyal ağlarda daha aktif olduğunu görmek mümkün. Hatta bu dernekler bir şekilde sosyal ağlardaki sanal örgütlerle de iç içe geçmiş duruma geldi.
Okumaya devam et ‘Sanal âlemde halkla ilişkilerle ilgili son adresler’
Fügen Toksü ile deklerasyon üzerine
Yayınlanma tarafından 09 Ağu 2010 Kategori: Gündem ve PR haber 0 Yorum
27 Temmuz’da, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile bir deklarasyon imzalayarak ,halkla ilişkiler camiası için çok önemli bir adıma imza atan Türkiye Halkla İlişkiler Derneği Başkanı Fügen Toksü ile bu gelişmenin umut verici heyecanıyla bir röportaj yaptık. Son zamanlarda yaşanan gelişmelerden duyduğu memnuniyet gözlerinden okunan Fügen Hanım, hemen deklarasyonla ilgili hazırladığı materyalleri veriyor bize. Biz de İletişim camiasında bilmeyeni yoktur diyoruz; ama yine de TÜHİD’in tarihçesi, kuruluş amacı, hedefleri ile başlıyoruz sohbetimize.
İletişim Beklentileri Farklılaşan Kurum İçi Hedef Gruplardan Biri, Y Jenerasyonu
Yayınlanma tarafından 29 Haz 2010 Kategori: Kurum içi PR 0 Yorum
Hedef kitle ile etkin iletişimin sağlanması, kuruluşlar için kritik başarı faktörlerinden biridir. Kurumsal iletişimin müşteriler, kamu ve diğer tüm paydaşlarla ilişki ve dış dünya ile kurum arasında sağlıklı bilgi alışverişi sağlayan fonksiyonlarının en önemlilerinden biri, bölüm ve çalışanlar arasında eşgüdüm, bilgi akışı, motivasyon, bütünleşme vb. sağlamak üzere yapılan iç iletişim çalışmalarıdır. Başarılı iç iletişim stratejileri ile sağlanan etkin örgütsel iletişim ortamının iş hedeflerinin benimsenmesini sağladığı, iş tatminini, üretkenliği, işe yönelik motivasyonu, uyum, birlik, aidiyet ve güveni artırdığı, kurum kültürünün paylaşılmasını kolaylaştırdığı, kriz dönemlerinin daha kolay atlatıldığı araştırmalarda yer almaktadır.
Okumaya devam et ‘İletişim Beklentileri Farklılaşan Kurum İçi Hedef Gruplardan Biri, Y Jenerasyonu’
Halkla İlişkiler Tanımı Vedea’da ki eğitimimin ilk günü “Halkla ilişkiler nedir?” sorusu ile başladı. Neydi “Halkla İlişkiler” parça parça bir sürü kelimeler uçuşmaya başladı beynimde. Kurum, halk, hedef kitle, sosyal paydaşlar, algı, ikna, yönetim vs vs…
4 yıl boyunca eğitimini almış olmak yetmemişti net bir tanım yapmaya. Sil baştan başlayıp bu güne kadar kimler ne tanımlar yapmış bir göz atmak daha yararlı olacak diye düşündüm. Araştırdıkça gördüm ki neredeyse herkesin bir tanımı var ve tanım yapma konusunda herkesin kafası oldukça karışık.
ERA Research & Consultancy ve SOYAK Holding 62. ESOMAR Kongresinde Sosyal Sorumluluk Konusunda Tebliğ Sundu
ERA Research & Consultancy ortaklarından Elvan Oktar ve SOYAK Holding Kurumsal İletişim Koordinatörü Fatma Çelenk’in birlikte hazırladıkları tebliğ ESOMAR’ın 62. yıllık kongresinde sunulmaya hak kazandı. Çelenk ve Oktar ile kongreyi ve gerçekleştirdikleri projelerini konuştuk.
ESOMAR’ın araştırma sektöründeki önemi nedir?
EO: Araştırma camiasındaki en büyük ölçekli organizasyon niteliğinde olan ESOMAR (Dünya Araştırmacılar Birliği), sektörün tüm kalite standartları ve kurallarının ana belirleyicisi konumunda. Tüm dünyadan hem araştırma sağlayıcıların hem de araştırma verenlerin kişi ya da kurum düzeyinde üye olabildiği bu organizasyon, her yıl Eylül ayında araştırma alanında en geniş katılımlı yıllık kongreyi düzenliyor ve bu kongrede o yıl için belirlenen ana temaya yönelik sunulmaya değer görülen tebliğler kongrede sunuluyor.
Halkla ilişkiler hedeflerine ulaşmak için birçok yöntem kullanıldığını biliriz. Bu yöntemlerin en öne çıkanı medya ilişkileri olmuştur. O kadar ki bırakın toplumun genelini, iletişim sektörü ile ilgili kişilerin bile yanlış olarak bu iki kavramı (halkla ilişkiler ve medya ilişkileri) eş anlamlı kullandıklarına şahit oluruz. En kötüsü de iletişim sektörünün dergileri Marketing Türkiye ve MediaCat bile zaman zaman aynı hataya düşmesidir.
Medya iletişimi teknolojik gelişmelerden etkilenmektedir. Teknolojik gelişmeler iletişim araçlarını çeşitlendirmekte, İnternet iletişim araçlarına yeni olanaklar sunmaktadır. Artık gazeteler ve dergiler İnternet üzerinden yayın yapmakta, hatta radyolar ve TV’ler de İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Üstelik İnternet yayıncılık maliyetlerini çok büyük ölçüde düşürdüğü için, klasik yöntemlerle yayınlanamayan dergi ve gazete projelerinin devreye girmesine olanak sağlamıştır. İnternet gazetelerinin yanı sıra İnternet haber sitelerinin oluşumuna olanak vermiştir. Yaşanan bu hızlı değişimin halkla ilişkilerin etkili yöntemlerinden biri olan medya ilişkilerinde köklü değişimlere neden olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
PR’cılar mı? Gazetelerin reklam servislerinde çalışanlar mı? Gazeteciler mi?
Iletisim danışmanlık sirketlerinin ya da -daha yaygın kullanımıyla- halkla ilişkiler sirketlerinin sayısı arttıkça yanlış bir kanı da yaygınlaşıyor. Hizmet alan sirketlerdeki yöneticiler de, ilgili birimlerde çalışanlar da nedense kendilerine hizmet veren sirketlerin ve çalışanlarının gazeteciler üzerinde büyük bir etkisi olduğuna ve onlar aracılığıyla mecrada istedikleri gibi yer bulabileceklerine inanıyorlar.
Bu şirketlerin patronları da mecralara kendi bütçelerine oranla “iyi” bir pay ayırdığıklarını düşündükleri için olsa gerek, yayın yeri satın aldıkları kurumların mecralarında kurumlarıyla, hizmetleriyle, ürünleriyle ilgili en ufak bir bilginin bile gazetelerde“bir bakanın istifası”; “devalüasyon”, “cok önemli bir uluslararası toplantı”, “bir yabancı bakan ziyareti” imişcesine en az çeyrek sayfalık; televizyondaysa en az 1 dakikalık yer hak ettiğini düşünüyorlar.
Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne taraf olmasını sağlayacak yasa tasarısı Meclis’ten 3 redde karşı 243 oyla kabul edildi. 252 milletvekilinin katıldığı oylama da altı vekil de çekimser oy kullandı. Çekimser oy kullanan vekillerin ortak açıklaması her ne kadar konunun iletişiminin iyi yapılmaması olsa da bu yazının konusunu hükümetin, Sanayi, Çevre ve Enerji Bakanlıkları’nın kamuoyunu ve dolayısıyla vekilleri önümüzdeki süreçlerde nelerin beklediği konusunda bilgilendirmemesi olmayacak. Tabi olması gereken ilgili tüm bakanlıkların sanayiye yön veren kuruluşları ve tüketicileri bir bilgilendirme platformunda bir araya getirmesi ve 2012’den sonraki süreçler hakkında iletişim sürecini tam ve kesintisi olarak başlatmasıdır.
5 Şubat’ta kabul edilen yasayla, dünyada 177 ülkenin taraf olduğu Kyoto protokolüne göre ulaşım, enerji, çöp depolama sistemleri aşamalı olarak değiştirmemiz gerekecek. Kyoto Protokolüne taraf olunması 2012 yılı sonuna kadar Türkiye’ye herhangi bir sera gazı azaltılması yükümlülüğü getirmemektedir. Ancak Türkiye küresel sorumluluklar çerçevesince iklim değişikliği ile mücadele konusunda önemli çalışmalar yapmak zorunda kalacaktır.
Okumaya devam et ‘Şirketlerin karbon ayak izi: Marka Değeri’
Biz halkla ilişkilercilerin hep atladığı ama belki de en önemli konulardan biri iletişimini yaptığımız kurumun taraf olduğu ve daha ziyade hukuk departmanı tarafından dikte ettirilen sözleşmeler. Kurumlar çalışanları, tedarikçileri, bayileri ve müşterileri gibi önemli paydaşları ile sözleşmeler imzalamaktadır. Paydaşlarımız da bizi ilk önce önerdiğimiz ya da dayattığımız bu sözleşmeler ile değerlendirir, algılar. Hal böyleyken sözleşmeler Halkla ilişkilercilerin ilgi alanı içinde yer almalı ama ne yazık ki halkla ilişkilerciler çoğunlukla kendi departmanları için bile hazırlanan sözleşmelere seyirci kalmakta. Bu durumu çevremde gözlemlemenin dışında ne yazık ki bizzat Vedea’nın yöneticisi olarak Vedea’yla akdedilmek istenen etik dışı dayatmacı tek taraflı sözleşmelerde de yaşadım.
Zaman dediğimiz olgu ne kadar doğrusal? Kronoloji bilminin uğraşıp sırayla düzenlediği kadar düz bir çizgi üzerinde mi gidiyor? Zamanın doğrusallığını sorguladığımızda eskilerin “Tarih tekerrürden ibarettir” sözünü hatırlıyoruz. Bu sözde tarihte yaşananlar hep tekrar eder; nesiller geçer hep aynı hatalar yapılır- mı denmek isteniyor yoksa zamandaki gidiş gelişler mi anlatılıyor? “Dejavu” diyebilirsiniz buna, “ben bunu daha önce yaşamıştım” hissi… Ne dersek diyelim zaman kavramı internetin gelmesiyle iletişimcilerce tekrar tekrar sorgulanmaya mahkum.






PR arama motoru
TUHİD
İDA
Son Yorumlar